29 ÜLKÜ ÖZKAYA
29 Ülkü Özkaya Çocuklar bir dakka beni dinleyin de şu yazılıyı attıralım.
Kan gövdeyi götürürken ve kimsenin kimseyi dinlemediği anda Ülkü bu sözleri söyler söylemez göktan vahiy inmiş gibi bir sessizlik olur ve hemen arkasından Bahaattin Beyin odasına yollanılır.
Allah Allah sesleriyle kapıya varan kahraman yazılı attırma ekibimiz Ülkü’nün kendine has metodları, yağlama yıkamalarıyla (Ders cebirse Yaşar Hocanın babalığı) sayesinde yazılıyı attırır ve Ülkü omuzlarda sınıfa döner.
Hayat dolu, şirin, esprili, tuttuğunu koparan bir arkadaşımız. Elazığlı. Bu nedenle de 7 yıldır yatakhanede kendi deyimiyle çile dolduruyor. Kışın Elazığ yollarında tehlikelerle burun buruna kaldığı oluyor.
O ne kadar “Ah çocuklar ev hayatına kavuşsam, bir daha pansiyonu aramayacağım” dese de, biz arayacağına inanıyoruz. Çünkü karşımızda bu yıl yatılıdan ayrılan Dilek’i görüyoruz.
En güzel özelliklerinden biri de, canlılara olan sevgisi ve düşkünlüğüdür. Bunun sonucu olarak da bahçelerindeki güller yanında evlerindeki kedi ordusuyla karşılaşmak pek şaşırtıcı olmaz sanırız.
Kişiliğiyle sınıfa renk katan, yeri doldurulamaz Ülkümüze tüm yaşamı boyu mutluluklar diler herşeyin gönlünce olmasını arzularız.
  141 MEHLİKA AKTAŞ
141 Mehlika Aktaş Sakın gafil avlanıp da, cuma günleri saat 18.30-19.00 arası Mehlika’yı aramayın. Zira o saatlerde TV’nin başında, küçük çocuklar için (!) hazırlanmış “Heidi”yi seyretmektedir. Bu zevkten alıkonulduğu zaman tepkisi kötü (!) dür. Rükzan Hanımın kendisini Ayşe ile neden karıştırdığını bir türlü çözemedik. Kaba ve saygısız insanlardan nefret ettiği gibi, etrafındakileri de bu yönde eğitmeye çalışır. “Meloş” diye çağrıldığı zaman neden öfkelenir acaba?!… Liseye geçtiğine, en çok müzik derslerinden kurtulduğu için sevinmiş, kendisini büyük bir şevkle Fransızca derslerine adamıştır. Komşusunun (Yani Osmanın) “Periodik call-up”larından usanç getiren Mehlika, bu yüzden telefon denen bu uygarlık aygıtına büyük bir nefret duyar. Mehlika’yı bir bardak çay içmek için üniversiteden kaçıp, okulda görürsek hiç şaşmıyacağız. Her sabah çay içmezse içi rahat etmez. Ön sıralarda bir yer kaptığından, gözlüğünü bütünüyle bir kenara atmıştır. “Başını kaldırdın mı hocayı görüyorsan, o yeri terket” diyerek, yerlerin değiştirilmesini olumlu karşılamıştır. Yine de ciğerlerinin tebeşir tozu ile dolup taşmasından şikayetçidir.
520 İSTEMİHAN ÖRGEEVREN
520 İstemihan Örgeevren Bu derin bakışlı gözlerin sahibi, insanları incelemeyi, olayları değişik açılardan yorumlamayı, felsefe yapmayı çok sever.  Kompleksiz insan olmaz der, kişileri analiz ederken onların yersiz hareketlerini, kaprislerini “Kompleks kusuyorlar” diye nitelendirir.  Gerçekten çok zekidir.  Hepimizin ömrünü törpüleyen, saatlerce ineklediğimiz ama yine de göçtüğümüz organik yazılılarına bir saat çalışır ve on alarak bize “Kompleks Kustururur”.  Tarih eserlerine kimyaya sevgisi büyüktür. Eskiden kimya mühendisi olmak isterdi.   Ama bu devirde idealizminkök sötürmediğini herkes gibi o da anladı ve makina mühendisi olmaya karar verdi.  İstemi bir İstanbullu olarak (Öhö öhö) (İstemi öksürüyor) İstanbulun hayranıdır.  Bu yaz Kanlıca’nın tarihi eserlerini gezen İdil ve Altan’arehberlik etmiş bu nankörler ise “Kılavuzu karga olanın…” diyerek İstemi’yi fitil etmişlerdir.  Altan, Banu U.,  İdil, Hüseyin beşlisinin elemanlarındandır.Araba ile uzun yolculuklara çıkmak, İstanbulla ilgili planlar yapmak, geçen yazı eleştirmek, çevresindekilerin karakterlerini analiz etmek ve tartışmak sevdiği şeylerdir.  İstanbuluna ve tüm ideallerine bir an evvel kavuşmasını dileriz.
  522 GÖKHAN KIZILTUĞ
522 Gökhan Kızıltuğ İşte hayat dolu, bol espirili, sevimli bir kişi. Gökhan sınıfta espiri denince akla gelen isimlerden biridir. Derslerde yaptığı bilimum espiriler ve ani çıkışlar ile öğretmenlerimizin dikkatini çekmeyi bilmiştir. Her zaman ortaokul yaşamı boyunca çok konuşan Gökhan, lisede, özellikle son sınıfta tam tersine dönmüştür (!). Bunun için hocalarımız çok üzülmekte “Aman evladım, sen niye hiç konuşmuyorsun” gibi laflar etmektedirler. Fakat hiç bir kuvvet Gökhan’ı derste konuşturamamıştır(?)
Gökhan başarılı bir atlettirde. Antremanların özellikle halterin ertesi günü sınıfa sürünerek giren arkadaşımız, güne yaptığı antremanların ağırlığından söz ederek başlar ve bize toplam bir kaç tonu bulan bir liste yapar her zaman. Kızdığı adamı ise ya 400 koşmaya çağırır ya da kilosunu sorup “Squart’a alırım seni ha” diyerek tehdit eder. Yarışmacı için yaptığı İzmir gezilerini ise dönüşte ballandıra ballandıra anlatır.
Klasik müziğe çok meraklı olan ve gitar çalan bu arkadaşımız her cuma akşamı konsere gider. Öğretmenimiz yolu ile bize de aşılamak istemiştir.
Dostluğunu ve espirilerini unutmayacağız, bu renkli kişiliğe sahip, ideali “management” olan arkadaşımıza yaşam boyu mutluluklar dileriz.
  594 NİLGÜN ÖZTÜRK
594 Nilgün Öztürk Nilgün’ün en büyük derdi, derste gelen gülme krizleridir. Birinci devre en ön sırada İdil ve Lale’nin arasında oturduğu için, bu dertten çok çekmiştir. Üçünden herhangi biri gülmeye başlayınca, hemen diğer ikisi de devreye girer ve Nilgün’ün çıkardığı tavşanımsı sesler krizleri büsbütün arttırır. Özellikle cebir derslerinde Yaşar Beyin ön sıraya attığı acı kesiklere rağmen, krizlerini önleyemezler.
Nilgün, sınıfımızda iftihara geçen sayılı kişilerdendir. Onun kadar yardımsever arkadaş azdır. Bir jeoloji yazılısında 8 arkadaşı için 8 fotokopi yaparak rekor kırmış, fakat perişan olmuştur.
Tüm hocalar tarafından çok sevilir ve özellikle tarih hocası kendisini çok sevdiği için, Nilgün her dönem üç-dört tane yıllık ödev yapar.
Saçlarına ve giyimine büyük özen gösterir. Danslarda ve özellikle bilumum oryantallerde çok başarılıdır. Sene sonu balosu için şimdiden cazip teklifler almaktadır.
Son günlerde 8 kişilik arkadaş grubunun dans hocalığını da üzerine almıştır. Bu kabiliyetsiz ve sağını solunu bile ayırdedemeyen grupla, hala sabırla uğraşmaktadır. Her zaman iyi kalpli, sabırlı, az bulunur bir dost olan Nilgün’ün en büyük dileği, Tıb’ba girmektir.
Başarman ve mutlu olman da bizim dileğimiz.
  598 TAHSİN TERNEK
598 Tahsin Ternek Tahsin derslerde sessiz sessiz yerinde oturur ve sanki etrafta olup bitenlerden haberi yokmuş gibi bir havaya bürünür. Fakat, olmadık bir anda yaptığı espriler yanındakilerin aniden kalem, silgilerini yerlere düşürmelerine ve devekuşu misali arazi olmalarına sebep olur. Bir anda Tahsin dört kişilik sırada tek kişi kalır ve hiç bir zaman sakin espriyi yapan o değilmiş gibi gülmez. Banu’nun her ders perdeyi açıp güneşlenmesine sinir olur, ama centilmenlik icabı ses çıkarmaz. Sadece bir dahaki ders güneş yağı ve havlu ile gelir!!
Ders aralarında Ahmet E. Çağatay, Kemal, Ahmet B., grubu ile hararetli tartışmalara girer ve o kadar çok tartışırlar ki, sonraki İngilizce discussion dersinde yorgun düştüğünde! dut yemiş bülbüle döner. (Pek bülbüle benzer yanı yok ya, o da başka)
Sakin ve yardımsever olduğu için sınıfta herhangi bir konuda başı sıkışan derhal Tahsin’e müracaat eder.
Tenefüslerde ya kantinde ya da tuvalettedir. Ya da, Çağatay ve Kemal’le ufak tefek! el şakaları yaparlar.
Makina Mühendisi olmak isteyen Tahsin’e başarı ve mutluluklar.
  676 AHMET BALTACIOĞLU
676 Ahmet Baltacıoğlu Ayy Ahmet aç şu camı, sıkıntıdan patladım (Lale) – Oğlum deli misin donduk, kapa şunu (Vuslat) – Eee, piştik ama, Ahmet, aç şu camı (İdil)
Ahmet bütün bu istekleri yerine getirmekten ders dinleyemez olmuştur. Kıymet Hanım sınıf coğrafyasını değiştirirken, (Bahaattin Bey’in de suç ortaklığıyla) sınıfta isyan çıkmış ve herkes yeni yerini protesto etmiştir. En öne geldiği için sevinmek gafletinde bulunan Ahmet, cam açıp kapamaktan bitap düşünce yerini değiştiren hocalarımıza hayır duası okumaya başlamıştır.
Sınıfımızın en önde gelen centilmenidir. (Başka centilmen yok ki zaten). Derslerde genellikle masumane oturur, fakat yazılılarda çok faaldir!!
İlk bakışta, bulunduğu ülkede kıtlık var zannedilir. Fakat yapılan kontrollerden, günde bir öğün yemek yediği için bu formunu koruduğu anlaşılmıştır. En iyi arkadaşı olan Tahsin’le Lorel-Hardi’yi oynarlar.
Ahmet sinirlendiği zaman trinitrogliserin özellikleri gösterir ve Aslan Burcu’ndan olduğunu da ispatlar. (Bu Write-up’ları, aklını burçlarla bozan birinin yazdığı anlaşılıyor galiba)
Makina Mühendisi olmak isteyen Ahmet’e sonsuz başarılar ve mutluluklar.
  700 METİN TOPRAK
700 Metin Toprak Gökhan yine tepiniyor. Nedeni belli. Metin’in hiç beklenmeyen anda ve biçimde espriyi patlatması. Metin’in espri anlayışı çok değişiktir. Bu yüzden arkadaşımız çoğunlukla anlaşılamamıştır. Sıcaklık derecesi cehennemi bile geçen (!) esprileri, derslerindeki gayreti ve sınavlardaki yardımseverliği ile tüm sınıfça sevilen bir kişidir.
Metin sakin bir kişiliğe sahiptir. Yemeğini de sakin sakin yer. Öğle yemeğini yerken, beraberindekileri verem etmesini çok iyi bilir. (Bir sosisliyi iki saatte yemek gibi alışkanlıkları vardır).
Giydiği kazaklar, ağabeyisinin elbiseleri; yeleği ve dedesinin köstekli saati ile değişik bir görünüm kazanan arkadaşımız, org çaldığı halde, klasik müzik konserlerine bir türlü alışamamıştır. Bursa’da plakçı dükkanı bulunan dayısında doldurduğu kasetler ile de sınıfta iyi hava yapmıştır.
Araba kullanmasını çok seven, fırsat buldukça babasını kandırıp çalışan arkadaşımız, kıt kanaat notlarla geçinip gider. Fotoğrafçılık ve elektronik ile de uğraşan arkadaşımızın en büyük merakı milli piyango bileti almaktır.
Mutluluklar, başarılar senin olsun Metin.
  708 ÇAĞATAY UĞUR
708 Çağatay X Birinci devre sonuna kadar Çağatay’ın birçok özelliklerini öğrendik ama, devre sonunda yaptığı taklitlerdeki kabiliyetine gerçekten çok şaştık. Çağatay’ın bu konuda kabiliyetli olduğunu biliyorduk, ama bu kadarını gerçekten tahmin etmemiştik. Sırası ile Columbo, İnal Bey, ve Yaşar Bey’in taklitlerini bitirdikten sonra hiç alkış alamamıştır. Çünkü, millet gülmekten bitap bir halde yerlere serilmiş, karın ağrılarından mahvolmuştur.
Taklitlerinin yanısıra derslerdeki esprileri ile de bizi kırıp geçirir. Özellikle Yaşar Bey’le devamlı diyalog halindedir ve sonunda Yaşar Bey, Çağatay’ın türevini alacağını söyleyerek bu diyaloğa son vermiştir. Bu metod da pek etkili olmamış, Çağatay, esprilerine monolog olarak devam etmiştir.
Arkadaşlarına çelme takmak, en büyük hobisidir. (Laf aramızda beceremez de) Bu hobinin zararını arkadaşı Tahsin’in taktığı bir çelme ile yerde tam siper almakla ödemiştir. Özellikle basket oynarken hava atmayı çok sevdiği gibi bir rivayet vardır. Bu nedenle, topu kaptırdığı ve biraz haşince ve karşısındakinin iki dişi, bir tutam saçı ile beraber topu hemen geri aldığı da söylenir.
Şaka kaldırmada üstüne yoktur. (Ona güvenerek zaten bunları yazdık) Neşe nin, tüm hayatın boyunca devamını, başarı ve mutluluklar dileriz.
  753 DİLEK KÖSEOĞLU
753 Dilek Köseoğlu Güzel fiziğiyle dikkatleri üzerinde toplayan Dileğimiz, aynı zamanda olumlu, içtenlikli arkadaşlığıyla hepimizin sevgisini kazanmıştır. Uzun yıllar yatılı olan Dilek, bu sene ablasıyla eve çıkmak gibi bir gaflette bulunmuştur. Bu sene ev işlerinde her ne kadar çok iyi bonservisler kazanmışsa da yatakhanedeki günlerini aramaya ve fırsat buldukça yadetmeye devam eder.
Derslerde genellikle sessiz ve sakin duran Dilek, teneffüslerde bunun acısını çıkarır.
Tiyatro ve müzikten hoşlanan arkadaşımız, bu arada giydiği kıyafetlerle de ilgi çekmesini bilir. Çok da güzel sesi olan arkadaşımızın bir diğer marifeti de folklor oynamasıdır.
Bu sene bir de ehliyet alma hevesine kapılan, bu sebeple sık sık Bursa’ya giden Dilek, ağaçlara ve telefon direklerine hayat sigortası yaptırılmasını sağlamıştır.
En büyük dileğimiz, tıp öğrenimi yapmak isteyen arkadaşımızın, isteğine kavuşarak, hastaları arasında sakin bir hayat geçirmesi. Ama merak ettiğimiz bir başka konu da, ince yaratılışlı Dilek’in kan görünce bayılıp bayılmayacağı.
Tüm sınıfça sana başarı dolu, mutlu uzun yıllar dileriz.
  773 AYŞE YAVUZ
773 Ayşe Yavuz Okulumuza geldiğinizde, dış görünümü ile dikkatinizi çeken biri varsa, mutlaka Ayşe’mizdir. Duruşu, davranışı, düşünüşü ile bambaşkadır Ayşemiz. Güzeli aramıştır şimdiye dek ve sanırız bundan sonra da hep güzel, daha güzel, en güzel için çalışacaktır.
Biz gözlerimizle sevmeyiz Ayşem, biz yüreğimizle, kanımızla, canımızla severiz, gene de sevdik seni, verebileceğimiz en güzel şeyi sevgimizi verdik sana. Dostluğunu, candanlığını, sevgini yaşadık.
Farklı bile olsak, saygımız var içten inançlarına, farklı düşünüşüne. Kendine olan güveninle, bildiğini savunmaktaki kararlılığınla, herşeyinle sevdik seni. Güzel günler geçirdik birlikte, doyasıya güldük, koridorlar dolusu ve aşladık bazen. Sonsuz gururun yüzünden birlikte üzüldük, ama herşeye karşın yaşadık bu üç yılı da gereğince birlikte.
Fıkır, fıkır, yerinde duramayan küçücük Ayşe’mizin ağırlaşmasını, büyümesini gördük birlikte. Ele avuca sığmaz minicik Ayşe’miz bir genç kız oluverdi yolun sonunda. Evet sonuna geldik yolun, yalnız böylesi bir dostluk, böylesi bir beraberlik, sanmam ki noktalansın, bunca yıldan sonra inanıyoruz ki, sürecek bir dostluk daha nice yıllarda.
Kararlılığın, gücün, inadınla başaracaksın biliyoruz ve hakkın olan mutluluğu diliyoruz, içtenlikle, yürekler dolusu.
  791 LALE DURUPINAR
791 Lale Durupınar Hocam dün okula Filiz Akın geldi, gördünüz mü? – Evet gördüm. – Çok güzeldi değil mi? – Evet, zaten ben onu sana benzetirdim. Ve pancar gibi olmuş bir Lale.
Gerçekten çok güzeldir ama, aynı derecede de mütevazi olduğu için, sık sık pancar ve turp nevinden bitkilere döner.
Lale’nin en sinirlendiği şey, haksızlık ve orada olmayan birisi hakkında ileri geri fikir yürütülmesidir. Kim olursa olsun, hemen müdafaaya geçer ve anında temize çıkarır. Sinirlenince birazcık (Camları sarsacak kadar canım, fazla değil) bağırır ama, cümlenin sonuna gelmeden öfkesi sönüverir.
Başkalarını kızdırmayı çok sevdiği halde, oldukça alıngandır. Ama, öfkesi gibi bu da fazla sürmez. Kısacası, içi dışı bir, yapmacıksız, candan ve hassas bir kişiliği vardır. Rejim yaptığını ileri sürerek sosisli ve salamlıları yutması ve her fırsatta derslerde grisini yemesi de belli başlı özelliklerindendir.
İftihar ve teşekkür listelerinde yer alan, ama aynı derecede de eğlenmesini bilenlerdendir.
Sonsuz mutluluklar ve başarılar.
  922 ALİ ARIKAN
922 Ali Arıkan Büyüyünce Ali Bank’ın yegane kurucusu olacağını sandığımız bu arkadaşımız, sınıfımızın duvar dekoratörlerindendir. Özellikle Fransızca ve İngilizce telaffuzu ile sınıftakileri delirten Ali’nin en büyük korkusu, tahtaya pul olmaktır…
Sınıfın arka sıralarının müdavimi olan Ali’nin sene içindeki en büyük üzüntüsü Osman’dan ayrılmak olmuştur.
Perşembe günleri okula formayla girip, bluejeanla çıkan Ali, bu yoldaki hareketlerin önderi olmuştur. Teksir kağıtları yolsuzluğundan ettiği kar, Ali’nin banka kurmasındaki en büyük desteğidir. Sınıfın tantanacıları takımına teneffüslerde katılan Ali, hocaların, kendisi hakkında iyi bir kanaat edinmesini sağlamıştır.
Yakında satışa çıkacak olan “Karış karış İngiltere” adlı kitabın yazarı olan Ali’nin en büyük merakı İngiltere serüvenlerini anlatmaktır. Gayet de entellektüel bir zat olan Ali’nin öyle çok dostu var ki, arkadaşları kendisini takip etmekte büyük zorluklarla karşı karşıya kalmaktadırlar.
Gene de biz, kalbi en kaliteli deterjanla yıkanmış kadar temiz olan bu arkadaşımızın tüm yaşamı boyunca mutlu olmasını dileriz.
  932 UĞUR BURKAY
932 Uğur Burkay Sınıfımıza 2/T’den bu sene dahil olan arkadaşımız Uğur, tüm sınıfa kendini kısa zamanda sevdirmiştir. Genellikle sessiz olan bu arkadaşımız, yerinde esprileri ile de tanınır. Uğur’u okul içinde veya dışında her zaman, orta 1’den beri çok yakın arkadaşı olan Hüseyin ile görmek mümkündür. Hüseyin ile yaptıkları arabalı hafta sonu gezintileri dillere destan olmuştur.
Sınıf içindeki iddialı çalışmalarına rağmen, jeoloji imtihanlarındaki iyi niyeti, sevgili hocamız tarafından kopye olarak nitelendirilmiş ve sonuç olarak geçirdiği krizler, ancak arkadaşlarınca revire götürülerek giderilebilmiştir!??).
Uğur, çok bozulmasına sebep olan bu olay üstüne, jeoloji dersine karşı aşırı bir ilgi duymaya başlamıştır.
Okula hergün değişik bir “Rousevelt” ile gelip, Hayri’yi hasetinden çatır çatır çatlatmaya bayılır.
Posterlere karşı aşırı bir ilgi duyan Uğur, poster harcamalarında hiçbir kısıntıya mahal vermez.
İdeali doktor olmak olan arkadaşımız Uğur’a yaşam sürecinde mutlu ve başarılı olmasını dileriz.
  941 BELGİN TÜZER
941 Belgin Tüzer Her ne kadar Belgin’in, “Ay! şimdi bayılıcam” dediğini duysak da, şimdiye kadar bayıldığını görmedik. Ortaokuldaki başarısını sürdüren Belgin, aslında, öyle büyük emeller peşinde değildir. Çok sevdiği kuşları “Ömer ve Ponpon” ile sürdüreceği sade ve sakin bir hayat ona yeterli gelir. Belki de bu yüzden “Madest Brutus” e büyük sempati duyar. Senebaşında büyük bir gaflete düştüğünü zannederek, saçlarını kestirmiş, aslında son senelerin en yerinde bir işini yapmıştır. Her imtihandan sonra kötü not alacağını zannederek, Balgat’taki bilinmeyen bir okula göç etmeyi planlar. Sonra, dokuz, sekiz alınca da, bu planlar kendiliğinden suya düşer. Erol ile oynadıkları nokta oyunlarında çaresiz yenilgiyi kabullenir. Rahatına fazlasıyla düşkündür. Üniversite hazırlık kurslarının uykusuna engel olduğunu görünce, hemen vazgeçmiş, Dilek’ten edindiği Fön yapmaya ait bilgileri bir türlü uygulayamamıştır. Bazen ufak bebek taklitleri yaparak etrafındakileri hayrete düşürür. Şebnem’den Mersin’i iyice öğrenen Belgin, en kısa zamanda bu güzel şehre gitmeye karar vermiştir.
İki eli kanda da olsa, TV’deki hiçbir diziyi kaçırmaz. Mc Millian’ın karısını görüp de eski saçlarını özlediği çok olur. Sıra arkadaşı Banu ile derslerde fazlasıyla eğlenirler.
Belgin’e mutlu, başarılı yıllar.
  1036 ZAFER DURSUNKAYA
1036 Zafer Dursunkaya Sınıfın bir numaralı tartışmacılarından olan Zafer’in baba hocalarımızdan Yaşar Bey’le “Parabol” Kıymet Hanım’la da “Momentum” tartışmalarının karakolda sonuçlanması, sınıf eşrafınca güçlükle önlenmiştir. Masum görünüşün ardında çaktırmadan azmayı oldukça iyi beceren Zafer, klasik batı müziğine – özellikle Saint-Saensm’a – karşı olan yakın ilgisi ile de tanınır.
Sınıfın en bi cön’lerinden olan Zafer, sene içinde aldığı gizli telefonların mahiyetini bir türlü keşfedememiştir. Tarih hocamızın sınıfta anlattığı garip olayların Aysun ve Banu S. ile birlikte en iyi yorumcularından biri olan Zafer’in, özellikle “Meçhul böceğin beyin sefer-i hümayununun engellenmesi” konusundaki enteresan taktiği tıp literatürüne geçmiştir.
Yemek yemeyi ve iyi yemekleri çok seven Zafer’in hayvanlara karşı da büyük bir ilgisi vardır. Herkeçe tanınan kedisi Gıyas’ı da kendisi gibi müzikçi yetiştirmiş ve beraberce piyanoda yaptıkları müzikle büyük ilgi toplamışlardır.
Kıymet Hanımın “Brilliant minded person” olarak nitelediği bu zeki arkadaşımıza yaşam boyu mutluluklar ve tüm isteklerinin gönlünce olması dileklerimizle…
  1040 KAMİL ÖGE
1040 Kamil Öge Fiziğe olan inanılmaz tutkusu, Kamil’e muhakkak çok şey kazandırdı ama, mübalağasız bizi de katletti.
Her ders, düğmesine basılmış robot gibi yerinden fırlar ve tahtaya geçerek “Hocam şunu yanlış anlattınız, benim son okuduğum filancanın feşmekan kitabına göre sarı çizmeli Mehmet ağanın bilmem kaçıncı teorisi vs, vs”  Sonunda en önde oturan Lale dayanamaz ve sinirden ısırarak parçaladığı silgisini Kamil’e fırlatır.
Teneffüslerde verdiği aryalar yüzünden sınıf bir anda bomboş kalır veya sınıfta yaptığı, kapı-kürsü arasını üç adımda alma çalışmaları (Yaşar Bey’e özenmiştir) okulu inletir. Bahaattin Beyin odasında oturan Yaşar Bey, gümbürtüleri duyunca, “Tamam, Kamil yine benim taklidimi yapıyor” der.
Klasik müziğe de aşırı bir merakı vardır. Her müzik dersinde, müzik defterinin arkasındaki bir sayfaya yeni bir keman konçertosu yazar.
Kamil’in öğrencilik hayatı boyunca sadece ve sadece 10 dakikalık bir devamsızlığı vardır. Okulun ilk gününden son gününe kadar, bavulunda tüm kitaplarını taşır.
Sınıfımızın en çalışkanı ve tahminen okulumuzun da sayılı çalışkanlarından olan Kamil’in başarılarının devamını dileriz.
  1094 TANER ORBAY
1094 Taner Orbay Efendiliği, yardımseverliği ile tanınan arkadaşımız için aynı zamanda sessiz de demek yerinde olur. Centilmenliği kız arkadaşlarımızın dilinden düşmez. Taner, sınıfımızın gitar çalan jönlerindendir. Ayrıca derslere olan tutkunluğu ile tanınır!!! Lise birde üç zayıfla teşekküre geçerek erkeklerin şerefini kurtarmıştır. Hocalar ile arası çok iyi olan Taner, fırsat buldukça ellerini sıkar(!) Sınıfımızdaki birliği Taner’e borçluyuz, diyebiliriz. Bütün bayramlarda ve hafta sonlarındaki geziler, ve eğlenceler, hep bu cefakar arkadaşımız tarafından düzenlenmiştir. Bu gezilerde diğer kuruluşlar ile işbirliği yaptığından veya bir çıkarı olduğundan şüphe edilen Taner, Metin, Gökhan, ve Zafer İbrişim dörtlüsünü pazar günleri veya sınavlardan bir önceki gece birisinin evinde görmek mümkündür. Fakat bu çalışmaların perşembe akşamları Taner’ in banyo merakından dolayı erken kesilmesi, bu dörtlünün ertesi gün kırık almasına yol açar. Spora devam edememesi, birçok spor adamını üzüntülere boğmuş ve gelmiş geçmiş en büyük voleybolcu olan arkadaşımız bunları üzerine alınmayarak alçak gönüllülük gösterir. İleride uçak mühendisi olmak isteyen Taner’e hayat boyu başarılar ve mutluluklar dileriz.
  1100 HAYRİ SOLMAZ
1100 Hayri Solmaz Okulun en sakarı unvanını, Erol’un gözünü deşerek kazanan Hayri, bu konudaki iddiasını Aysun’un gözünü de deşerek korumuştur. Gerçekte iyi bir kişidir ve her iki cümlenin sonunda kullandığı galiz avazeleriyle tanınmıştır. Bu konuda Aysun’la çok iyi anlaşırlar.
Hayri’nin iddia üzerine yapmayacağı şey yoktur. Hatta kışın en soğuk günlerinde iddia üzerine bahçede üstü çıplak olarak on tur atmaya kalkmışsa da, arkadaşları tarafından zorla engellenmiştir. Daha bir takım iddialara da girmiştir ya; neyse…  Muavinimizin yaptığı kol seçiminde, arkadaşları tarafından cebren ve hile ile resim koluna atanmıştır. Bundan sonra da Erol’la başladığı “Sıra oymacılığı” tekniğine yalnız olarak devam etmiştir ve sanatını daha da geliştirerek, duvarlara da taşmıştır.
3/F sınıfından yükselen kahkahalar duyarsanız, sahibini bulmakta pek güçlük çekmezsiniz sanırız. Bu, Gırgır okuyan ya da yapılan bir espriye sessizce (!) gülen Hayri’den başkası olamaz.
İlk dönem sonundaki bir kaç tanecik kırık not yüzünden arkadaşlarına ve cumartesi pazar sefalarına bir ültimatom çekmiş (Allah muvaffak eylesin)
İlerde endüstri mühendisi olmak isteyen bu mert ve iyi kalpli arkadaşımıza tüm yaşamı boyunca mutluluklar ve başarılar…
  1122 ZİYA ÇİĞDEMOĞLU
1122 Ziya Çiğdemoğlu Hocamız, “Kim bu davudi sesli arkada” dedi mi, gözler Ziya’ya çevrilir. İyi kalpliliği ve efendiliği ile tanınan bu arkadaşımız her sene iftihara geçerek erkeklerin şerefini kurtarır. Bu son sene biraz cıvıtan arkadaşımız, yine de hocalar üzerindeki itibarından birşey kaybetmemiştir. Her zaman düzgün taralı kısa ve biryantinli saçları ile hocalarımız tarafından bize saç konusunda örnek verilir. Kardeşi ile tıpa tıp benzeşmeleri ve iki kardeşin birbirlerine olan bağlılıkları, her zaman dikkatimizi çekmiştir. Kişisel uğraşlarını sınıfa yaymıyan Ziya’nın, yaptığımız büyük araştırmalar sonunda elektronikle uğraştığını öğrenebildik. Ancak, aldığı notlara bakarsak, en büyük tutkusunun dersler olduğunu görürüz.
Ziya’nın derslerdeki bilgisini kendisine saklamadığı, bizlere her zaman yardımcı olduğu, özellikle sınavlardaki yardımseverliği ile sınavdan önce sağındaki solundaki sıralar kapışılır.
İyiliksever arkadaşımıza yaşam boyu mutluluklar ve başarılarının devamını dileriz.
  1213 VUSLAT YURTÇU
1213 Vuslat Yurtçu Allah yine yırttık be millet…
Anlaşılan Vuslat’ın ya yazılısı iyi geçti, ya bir ders boş, ya da neşeli bir günü.
– Aaa ben bu dersten tiskindim! Artık Yaşar hoca, ben oynamıyorum, ver şu misketlerimi geri.
Şimdi de sınıfta hiç kimse birşey anlamadan tahtada kendi kendine ders yapan Matematik hocamıza sinirlendi. Neyse ki, hocamız da dersin çekilmez bir hale geldiğinin farkındadır ve her zaman istemediği şeyleri duymamak gibi bir huyu olduğundan, bunu da duymamazlıktan gelir.  Vuslat, bambaşka bir güzelliğe ve sevimliliğe sahiptir. Özellikle ön sıraya taşındığından beri yaptığı espriler ve kinayeli lafları, ders kaynatmakta çok yararlı olmuştur. Gizli kapaklı işler yapmaktan nefret ettiği gibi, sevmediği insanlara da hiç yanaşmaz, bu yüzden yanlış anlaşılmaktan çok çekmiştir.
Çok yönlü ve renkli bir kişiliği vardır. Kendine has deyimleri ve hazır cevaplığı ile milleti gülmekten yerlere yatırır. Canı sıkkın olduğu zamanlar ise, mübalağasız ruh gibi dolaşır veya derslerde uyur. Her günün bir öncekinden daha mutlu olsun.
  1230 OSMAN TOKAT
1230 Osman Tokat 3/F’nin bu en küçük üyesi, aynı zamanda sınıfın smiling face’dir. Geçen senelerde kendisine takılan lakabına tam anlamıyla uyan Boncuk, okulda süründüğü çeşitli kokularla -especially Aramis- ile tanınmıştır.
Tatillerde çalıştığı mağazadaki satışların artmasını, her ne kadar kendisine bağlarsa da, gerçek nedenin ucuzluk mevsimi olduğu sonradan öğrenilmiştir. Charlie Brown hayranı olan Osman’ın en büyük hobilerinden biri de şüphesiz, sözlülere kalkmaktır. Senelerdir geçmeyen bu büyük aşkı yüzünden özellikle matematik hocalarını sonunda kendini sözlüye çağırmaya mecbur etmiştir.
Sene başında oldukça iyi notlar aldığı Sosyolojiden, Ali’nin yanından ayrıldıktan sonra her nedense eski başarısını gösteremeyen Osman, müziğin hemen her türüne -özellikle pop ve klasik müziğe- karşı olan sevgisiyle tanınır. Koyu bir Lizst hayranı olan Osman, hafta sonundaki klasik müzik konserlerini ilgiyle izler.
Bu yıl Zafer D. ile giriştiği tahta silme yarışını, üstün bir başarı göstererek kazanmış, ancak, bunu Yaşar Bey karşısında yenileyememiştir.
Sınıfın en usta kingcileri arasında yer alan Boncuk’a daima gülebileceği mutlu ve uzun bir yaşam dileriz.
  1447 İDİL ERDÖLEN
1447 İdil Erdölen İdil eğer Napolyon olsaydı, “Dürüstlük, dürüstlük ve dürüstlük” derdi. Haksızlık, yalan, dolan kadar onu kızdıran şey yoktur. Bu durumlar karşısında aniden parlar ve Lale’nin deyimiyle ‘Kelebek gibi kondurduğu laflar, eşek arısı gibi sokar”
Her bakımdan çevresindekilerden çok başkadır. O, “Hak bildiğin yolda yalnız yürürsün” der ve yürür de.
Feveri bir tip olduğu için manalı güzel gözleri durumun vaziyetinin haline! göre yerleri sularlar.
Son yaz tatilini Banu ve Altan’la istanbul’da geçirdi. Altan’la beraber üç ay tarihten İTATETRET devrini hatmettiler ve Kanlıca’nın tarihi eserlerini gezdiler!… Bu tatilden sonra İdil, üniversiteyi İstanbul’da okumaya karar verdi.
Tartışmada İdil’in üstüne yoktur ve bastırma taktiğini uygulayarak karşısındakini perişan eder.  “Vapor kalkınca iskandal oldu, çünkü benzinlik yanıyor, Nis’e taxi ile gideriz. Çek şöfer bey, raakipsiz artiz Sopya’nın, Vırangler giyip wort sürdüğü filme”  İşte, idil, Banu, Altan, Hüseyin, İstemi ayrılmaz beşlisine çok şey hatırlatan ve gülmekten kıran bir cümle. Mutluluklar.
  1769 DİLEK BATER
1769 Dilek Bater “Ne olmuş, ne olmuş, kim, yaaa!”
Herkesle, her olayla ilgilidir Dileğimiz. İnsanlara, olaylara sonsuz bir merakı vardır. Biz, yaşama tutkusuna, insanları sevmesine bağlıyoruz bu merakı.
Hayalleri, umutları, heyecanları, sevinçleriyle bir çocuk yaşar Dilek’te. Her olayda, her yorumda olabileceğinin en iyisini düşünür. Çocuklara özgü o toz pembe dünyasında kötülere, kötülüklere yer yoktur.
Dileğimiz herşeyi ile, dostluğu amaçlamıştır. Dostları için yapmayacağı yoktur. Ve bugüne kadar, en mutlu anlarımızdan tutun da, en üzüntülü anlarımıza kadar hep bizimle olmuştur. Sevincimizi ve sorunlarımızı paylaşmış, katıksız sevgisi, inancı ve güveniyle gerçek dostluğunu göstermiştir. Unutmadık, bizler için üzüldüğün, ağladığın günleri. O günler ki, seni bize daha çok yaklaştırmış, sevdirmiş ve hepimizin içinde en yüce arkadaşlık bağlarını kurmuştur. Dileğimiz, inanıyoruz bu bağlara, güveniyoruz, hep birlikte biliyoruz mayısın sonunda değişen, yalnızca günlerimizi geçirdiğimiz bu kolej, yaşadığımız bu şehir olacaktır. Ne bizlerin içinde kurulan o dostluk, ne de birbirimize karşı olan inancımız, dürüstlüğümüz, sevgimiz. Yine de zordur Dileğimiz seni görmemek, ama bu zorluğun ardından senin başarılı bir doktor olmanın sevincini yaşayacağız hep birlikte.
  1791 AYSUN MERCAN
1791 Aysun Mercan Sınıfımızın gurur duyduğu sporcuları arasında sayabiliriz. Hem sportif uğraşları, hem de sözlülere olan antipatisi nedeniyle okula seyrek olarak gelen Aysun, kolej hayatındaki devamsızlık rekorunu bu yıl kırmıştır.
Matematik ve fizik sınavlarında formüller yaratması, yeni gidiş yolları keşfetmesi ve bazen iyi niyetli çabaları hocalarımız tarafından gereğince takdir edilememektedir. Oysa biz onun ileride fen konusunda büyük çıkışlar yapabileceğine inanmaktayız(!)
Funda ve Banu S. arasında çıkan tartışmalarda iyi niyetli barış görevlisi olarak elinden geleni yaptıysa da, Banu’nun sürekli hücumlarını engelleyememiştir.
Konuşmayı, özellikle spor gezilerini anlatmayı pek severse de tahta gediklisi olduğu tarih ve sosyoloji derslerinde kalkmak zorunda bırakıldığı zamanlarda, her nedense dut yemiş bülbüle döner. Fakat edebiyat hocamızın bütün aramalarına rağmen sınıfta yakalayamadığından kaldıramamasına Aysun bile üzülmüştür(!).
Pek neşeli olan Aysun’un derslerde birdenbire kızarmasını yerlere kalemler filan düşürmesini biz Banu’nun esprilerine bağlıyoruz.
Tüm yaşantısı boyunca bu tatlı neşenin sürmesi ve azimli çalışmanla sporda olduğu kadar her alanda başarıya ulaşman en büyük dileğimiz.
  1818 HÜSEYİN ALTINDAĞ
1818 Hüseyin Altındağ 2/T’den 3/F’ye bu sene transfer olan Hüseyin, hocalarla olan sevimli diyaloglarıyla dikkati çeker. Aslında pek uslu (??) olmasına rağmen, sınıfta ilk göze çarpanlardandır.
Sınıfa devamlı olarak ilginç makinalar ve bilumum aletler getirir. Bu yüzden tepesinde genellikle büyük kümeler oluşur. Hüseyin aynı zamanda koku hastasıdır. Her gün yanında en az 3-4 tane koku bulunur ve her teneffüs’ü bunlarla banyo yapmaya ayırır. Bundan dolayı beden derslerinden sonraki derslerde sınıftan gelen kesif “Brüt” kokusunun kimden geldiğini tahmin etmek güç değildir.
Adidas’ın kolej temsilciliğini üzerine almayı amaç edinen bu arkadaşımız, kaç tane Adidas T-Shirt Şort ve ayakkabısı olduğunu unutmuştur. Ayrıca Almanya’dan getirdiği kovboy çizmeleri ile her teneffüs koridorlarda hava atmaya bayılır.
Sınıfımızda bu sene çıkan göbek adı kullanma modasına Hüseyin de uymuş, ve bu yüzden kırk yıllık Hüseyin karşımıza Avni olarak çıkmıştır.
Geleceğin en başarılı inşaat mühendislerinden biri olacağına kesinlikle inandığımız sevgili Altındağ’ımıza yaşam süreci boyunca mutluluklar ve başarılar dileriz.
  1829 BANU USBERK
1829 Banu Usberk Banu’nun nasıl bir insan olduğunu anlamak için, yüzüne bakmak yeterlidir. Bütün iyi niyeti, candanlığı, mutluluğu, ayna gibi yüzünden yansır.
Bugüne kadar Banu’nun bir gün bile problemli olduğunu görmedik, bunun sebebi, bizlerden daha şanslı olması değil, sadece “Hayat, gülünce güzel” diyebilmesi ve bunu lafta bırakmamasıdır.
Kendine has yarı muzip, yarı masum gülümsemesi ile çevresindekilerin sinir bozukluklarına ve özellikle Altan’ın yazılı depresyonlarına ilaç gibi gelir, hepimize Marko Paşa’lık eder.
Bu sene hemen hemen her hafta kalktığı Rükzan Hanım’ın sözlüleri bile onu hayattan bezdirememiş, sadece kalktığı 8 sözlüden sonra “Hocanın sanki bana takmış gibi bir hali var” demiştir.
Çok iyi dans eder, özellikle Çin Akrobasisi’nde yerine ulaşmak ve yerleşmek için yaptığı bumplar, sahnedekileri gölgede bırakmıştır.
İstemi, Hüseyin, Altan ve İdil king çalışmak ve ders oynamak için sık sık Banu’ larda kamp kurarlar ve arasıra yazılıda da, “Not almaz” oynarlar. Buna rağmen derslerinde yine de başarılıdır.
Hayatta da hep “Dert almaz” oynaman dileğiyle.
  1939 BEGÜM ÜNALDI
1939 Begüm Ünaldı Sınıfımızın 3 yıldır ön sıralarını işgal eden sessiz, sakin, akıllı, uslu kızıdır, Begüm.
Begüm’in iyi niyetli olarak çalışmasını derslerde sorulan soruların büyük bir yüzdesinin ona ait olmasıyla kanıtlayabiliriz. Ama her nedense şans hep tembellerden yanadır.
Bu dürüst ve açıksözlü arkadaşımız, sevdiklerine pek çabuk kırılıp, üzülür. Birlikte olduğumuz yıllarda eğer seni kırdıysak özür dileriz. Ama sevgimize ve dostluğumuza inan.
Sınıfımızın sorumluluklarını bilen, her zaman görevlerini yüklenen bu cici kızımızın başarıya ulaşmaması için hiçbir neden görmüyoruz. Atılan sınavlarda verilen kararlardaki kritikleri ve yorumları ile bizleri, insanları toplum yararına ne denli sevdiğini yeterince kanıtladı bize.
Arka sıraların gürültüsünden uzak ders dinlemeyi başarabilenler arasında sayacağımız Begüm, yapılan esprilere katılmaktan da geri kalmaz. Ara sıra yüzünde beliren tatlı gülümsemesiyle sevgi dolu yüreğini yansıtan Begüm’ümüz, umarız hayatı boyunca aradığını bulur.
Biliyoruz, başaracaktır. Ancak, umarız mutlu da olsun.
  1943 ALTAN ERBAYAV
1943 Altan Erbayav İşte Altan bir omuzunu duvara yaslamış, iyice kaykılmış, taksi şoförlerine taş çıkartacak bir pozda köşesinde oturuyor. Sanki dün gece apartmanlarına gelen kömürü, saatlerce omuzunda bodruma taşımış veya hayatı kaymış gibi bezgin, yorgun bir ifadesi var. Bunun sebebi, sadece ve sadece o günkü yazılıdır. Altan, çalışmaktan ve özellikle tarihten aşırı derecede nefret ettiği için, her yazılı öncesi ister istemez bu ifadeye bürünür. Yazılıdan sonra da bambaşka bir havaya girer. Bu sefer de hocalarımız için düşündüğü kolaylıklar ve iyi niyetleri! gözlerinden okunur.
Bütün bunlara ve liseyi kitapsız geçirmesine rağmen, gerçekten zeki olduğu için hiç kırık getirmez.
Yazılı kabusları dışında her zaman neşeli, iyi niyetli ve esprilidir. Felsefesi, “İnsanları oldukları gibi kabul et ve ona göre değer ver” olduğu için, kızdığı zaman bağırıp çağırıp çevresindekileri kırmaktansa, siniri geçince realist bir şekilde tartışmayı tercih eder, daha doğrusu başarır.
Altan, formların verileceği son güne kadar, idealsiz olarak geldi ve son anda formu açarak, listeden yemek seçer gibi birkaç tercih yaptı. İlk tercihini ve hayatta istediği herşeyi kazanmasını dileriz.
  1961 BANU SOLMAZER
1961 Banu Solmazer “Sıkıntılar bastı” “Ben ruh kanseri oldum” “Deve damdan dil uzattı”
İşte böylesi, sınıfta patlayıveren espriler genellikle yüzünden hiç eksik etmediği gülümsemesiyle Banu’ya aittir. Ani çıkışlarla yaptığı espriler, taklitler kısacası her şeyiyle neşe kaynağımız olmuştur Banu. Bizim yavaş yavaş ruh kanseri olmaya başladığımız dersleri dağıtmaktaki becerisi dikkatimizden kaçmadı.
Birinci dönemde arka sıralarda Funda’yı kıstırmak en büyük eğlencesi olmuştur. Dönem sonlarında D.S.D.Y. (Daha sessiz ders yapabilme) derneği, hocaları tarafından arka sıralar dağıtılınca, ön sıraların en ilgisiz adamı adına hak kazanmıştır.
Geçen yıl ahlak ve coğrafya derslerine olan yakın ilgisi her nedense bu yıl azalmıştır. Banu’ya sorarsanız, derslerin artık neşesi kalmadı, diyor.
Depar atarken gösterdiği çeviklik (!) ve sürat (!) nedeniyle bazı çevreler tarafından (!) yoğurt satma teklifleri almıştır. Derslerde bile hoşuna giden bir espriye öylesine içten bir kahkaha atıverir ki, hocalarımız bile kızamaz.  Bu neşenin sürekli olması, her sorununu böylesi rahat çözebilmen dileğiyle.
  2007 ŞEBNEM TUĞRUL
2007 Şebnem Tuğrul Üç senedir köşesinde sakin sakin oturur, teneffüslerde ise, ya yatılı arkadaşlarını görmeye gider ya da onlar Şebnem’i ziyarete gelirler.
Okul dışında ise, son derece faaldir. Rükzan Hanım’ın gönderdiği hiçbir açık oturumu, konferansı ve tiyatroyu kaçırmaz.
Şebnem, fen derslerine fitil olduğu halde, fikir tartışmalarında özellikle gidilen konferans ve açık oturumların eleştirilerinde, rakipsizdir. Bunun nedeni, geniş kültürü ve okuduğu sayısız kitaplardır. Rükzan Hanımın kompozisyonda en sevgili talebesidir. Diğer derslerde ise, uyumayı ve teneffüslerde bir tur attıktan sonra uykuya devam etmeyi alışkanlık haline getirmiştir.
Kendini ilgilendirmeyen konularda fikir yürütmez.
Buraya kadar Şebnem’i çok sessiz tanıttık. Ama, bir de şu boş ders denen mutlu anlarımız var. Boş derslerde Şebnem’in bütün uyuşukluğu gider, keyfi yerine gelir. Hemen kürsüye geçer ve kürsü fasıl heyetini kurar, alem başlar.
Şebnem’in sevdiği şeylerden biri de, Türk filmlerini tefe almaktır. Kısacası, bazan tamamen şamata, bazan ise çok ciddidir.  Mutluluk ve başarılar.
  2055 PINAR GÜLER
2055 Pınar Güler Arkadaşımız Pınar’ın en büyük zevki teneffüslerde dışarı çıkıp gelen geçeni seyretmektir. Fazla meraklı olan Pınar’ın tanımadığı, bilmediği kişi azdır.
Ders çalışmayı hiç sevmeyen arkadaşımızın zaten derslerle fazla bir ilgisi yoktur ve hep de “ah şu okul olmasa” der. Ancak son haftalarda çalışmaya başlar sonunda da başarılı olur.
Filiz Akın hayranı olan Pınar’ın en çok sevdiği şarkı ‘another time’ dır. Pınar çok sevdiği şarkıları ezberi kuvvetli olduğundan hemen ezberler ve söyleye söyleye etrafına da ezberletmeyi kendisine görev bilir.
Ayrıca Pınar’ın büyük bir peçete kolleksiyonu da vardır. Ve kendisi hayvanları özellikle kuşları çok sever. Yalancılardan ise nefret eder.
Bazı zamanlar çok karamsar olan Pınar çok açık sözlüdür. Düşündüklerini hiç saklamaz. Buna karşılık dertlerinizi ona rahatlıkla anlatabilirsiniz çünkü çok iyi sır saklar. Olaylara çok çabuk üzüldüğü gibi en ufak şeylerde mutlu olmayı da bilir. Aynı zamanda kendisi çok heyecanlıdır.
Önceleri hariciyeci olmak isteyen fakat sonradan doktor olmayı tercih eden bu arkadaşımıza yaşamı boyunca mutluluklar ve başarılar dileriz.
  2124 CEMİL AÇIK
 2124 Cemil Açık Pırlantanın, yanında çakıl taşı kalacağı bu değerli arkadaşımız, aramıza bu yıl katıldığı halde, sınıfın havasına kolayca uymuştur. 3/F Sınıfında rastlanmayacak kadar efendi, ağırbaşlı ve sakin bir görünüme sahip olan Cemil, bu özellikleriyle hocaların gözüne kolayca girmiştir. Arkadaşları arasında bu görünümünü kolayca değiştirerek her topluluğa uyabilen ve hepimizce çok sevilen bu zat, 13 kişilik sınıftan 43 kişilik sınıfa gelince, önceleri kendini konferans salonunda zannetmiş ama edebiyat hocamızın daha kalabalık yerlere götürmesiyle buna da kolayca alışmıştır.
Öğle teneffüsleri dışındaki tüm teneffüslerde -Herkesin tersine- sınıfta oturmayı bir alışkanlık haline getiren Cemil’in otomobillere ve hafif müziğe karşı da büyük bir merakı vardır.
Sınıf sakinleri arasında dış kapıdaki kontrole uzun saçlarına rağmen yakalanmadan geçebilenlerden olan Cemil’in, bunu sağlamak için sabah evinden saat 7’de ayrıldığı, uzun araştırmalar sonunda zorlukla öğrenilebilmiştir.
Sınıfın yakışıklıları arasında yer alan, Ankara’nın havasına bir türlü alışamayan ve üniversite için tıp öğrenimi isteyen bu sarışın arkadaşımızın her dileğinin gönlünce olmasını arzularız.
  2140 KEMAL ALTINBAŞ
2140 Kemal Altınbaş Sınıfta, turistik sıraların değişmez elemanı olan kıvırcık saçlı, gözlüklü, göbek adıyla ün salmış bir tip! Evet Kemal’den bahsediyoruz.
Günü gününe uymayan, her dakika değişik hareket eden, uçarı ve haşarı biri.
Kemal’in meşhur olan yönleri, rekorlarıdır. Bunlar: Pek yaygın olmayan, yalnız Kemal’e özgü olan, yağmurlu havada pantolonuna çamur sıçratma ve trafik kurallarına uyma rekorları gibi.
Boğuşmayı ve didişmeyi sevmem demesine rağmen, her fırsatta Ahmet, Çağatay veya Tahsin’e uyup azar. Musiki dinlemeye bayılır. (Pop, rock ve klasik)
Kasım’da ehliyet almış olan bu arkadaşımız, araba kullanmasını sever. Zorunlu kalmadıkça yalan söylemez. Biraz evvel yediği yemeği hatırlayamayacak kadar unutkan olan bu arkadaş, aramızda boşvermişliğiyle ünlüdür.
Kemal, özellikle basket oynamayı çok sever. Her konuda tarafsızdır. Ayrıca, hangi üniversiteye gireceğini bile bilmeyen bu arkadaşımıza hayat boyu mutluluklar.
  2262 HÜSEYİN DÜNDAR
2262 Hüseyin Dündar
Onun için tek cümle ile gerçek bir dost diye yazmak bile yeterlidir. Çoğumuz için birçok özellikler yazıldı. Ama kuşkusuz Hüseyin hepimizden daha iyi kalpli, daha kusursuzdur.
Onu iyi tanıyanlar, Hüseyin’in hayatta hiçbir arkadaşını yalnız bırakmayacağını, en değer verdiği şeyin dostluk olduğunu belirler. Onu iyi tanıyanlar ise, ne yazık ki, az. Çünkü kendini çevresindekilere tanıtmak için hiçbir çaba harcamaz.
Tipik bir Koç Burcudur ve kızdığı zamanlar birden parlar. Fakat, öfkesi neyse ki, çabuk geçer. Hüseyin’i hafta sonlarında kaynağı bulunamayan manyetik bir güç Ankara’dan kilometrelerce uzağa çeker. Sabah yola çıkıp, İstanbul’da bir yarış yapıp, fal bakıp akşam Ankara’ya döner. Tabii İstemi de bu gücün etkisinde olduğundan her zaman beraberdirler. Son zamanlarda manyetik güç, etkisini arttırdığından, Mersin’e kadar çekmeye başladı. Bu kadar uzağa biz ancak derslerin itici gücünün sebep olabileceğine inanıyoruz. Bu arada, kusursuz araba kullandığı da hatırlatılır.
Kuvveti yüzünden önündeki vatandaşlara her türlü sözünü geçirir. Ve öndekiler artık “Hüseyinin dediği olur” görüşünü kabullenmişlerdir.
Sonsuz mutluluklar.
  2284 AHMET ERCENGİZ
2284 Ahmet Ercengiz Aramıza katıldığı günden beri ciddi mi, yoksa gırgır mı olduğunu bir türlü anlayamadık.
Yalnızca bildiğimiz bir gerçek var ki, o da, masum bakan gözlerinin çevresindeki herşeyi bir film gibi kaydettiği ve gerçekten çok zeki olduğu.
En arkada oturur ve derslerde pek sesi çıkmaz. Fakat çevresindekilerin ağızları hep kulaklarına varır. Bu nedenle hocalar onun ciddi bir arkadaş olduğunu iddia ettiklerinde çevresindekiler şiddetle karşı koyar.
Sınıfa ilk geldiğinde, son on yılın tek armalı öğrencisi olması nedeniyle bütün dikkatleri üzerine çekmiştir. Bir süre geçtikten sonra armasız bile olsa, tüm dikkatleri üzerine çekebileceğini ve kendine has tavırları ile hepimizin sevgisini kazandığını hepimiz farkettik.
Hiç çaktırmadan söylediği sözler, çalışmadan hocanın gazabı olarak adlandırdığı sözlülerden iyi not alması, ince zekasının bir örneğidir.
En büyük zevklerinden biri de kış aylarında öğle teneffüsünde Kurtuluş Parkına gitmek ve buz kırmaktır. Tabii bunun doğal sonucu olarak öğle banyosunu da alır ve öyle gelir!
Hayatta başarıya ulaşman için yeterince hırs, güç, güven ve zekaya sahip olduğun için her dilediğini başarmanı diliyoruz ve inanıyoruz.
  2289 FUNDA IŞIKSAL
2289 Funda Işıksal “Yeter artık bıktım senden”
Arka sıralardan yükselen bir çığlık. Birinci dönem artık kanıksadığımız, Funda ve Banu S.’in güncelliğini sürdüren kavgalarından biri yine, her zamanki gibi iyi niyetli barış görevlisi Aysun araya girecek ve yine kavga nedeni, Banu’nun Funda’yı kızdırması olarak saptanacaktır. İlişkilerinde tam bir sabır örneği gösteren Funda’nın bütün iyi niyetine rağmen gene de bu kavgaları engelleyememesini biz şanssızlığa bağlıyoruz (!) Arka sıraların bu denli olaylı ve gürültülü oluşu nedeniyle hocalarımız tarafından dağıtılması ancak birinci dönemin son günlerine rastladı.
Bıcı bıcı adlı komple bir tesisin kuruluşuna önayak olan Funda, yaptığı açıklamada sadece huzurlu bir yıkanmanın amaç olarak güdüleceğini söyledi. Başarıya ulaşmada sahibesinin güzel sesi ve yetenekli piyano çalması önemli bir rol oynamıştır. Gerçekten de boş derslerimizin vazgeçilmez şarkılarını da söylemek inceliğini gösterir.
Uzak deniz seferlerinden başarıyla dönen Funda, ganimet bakımından Barbarosu bile yaya bırakmıştır.
Bu yardım etmeyi seven, iyi yürekli cici kızımıza müzik hayatında başarılar ve mutluluklar diliyoruz.
  2306 EROL GÖZEN
2306 Erol Gözen Gereğinden fazla efendi olarak tanınan Erol, bu nedenle write-up yazımında arkadaşlarının üstüne bir kabus gibi çökmüştür. Centilmenliği su götürmez bir gerçek olan Erol, hayatının en büyük hatasını, mini-golf’teki boru engelinde (No:20) Hayri’ nin yanında durmakla işlemiş ve uzunca bir süre tek gözle dolaşmak zorunda kalmıştır. Bahaattin Bey’in pek hoşlandığı ! boş ders fasıl takımın başını çekmektedir. Yapılış tarzına ve amaçlarına olan tüm tepkilerine rağmen, Erol’da arkadaşlarına uymuştur. Bu yüzden büyük bir vicdan azabı duymaktadır.
Karadeniz’in sınıfımızdaki tek temsilcisi olan Erol, sıra üzerlerini çeşitli tiplerin adlarıyla dekore ederek yeni sıra üstü edebiyatı ekollerinin önderi olmuştur. “Caesar’a” olan hayranlığı (!) nedeniyle İngilizce derslerine aşırı bir ilgiyle sarılmış ve hayatının sonuna kadar Sheakespear okumaya karar vermiştir. Arkadaş takımının bütün temptationlarına rağmen, huyunu değiştirmeyerek çok sevdiği oyunları bile feda etmiş ve bu hareketleri ile de Yeşilay Başkanlığına en büyük aday olarak göze çarpmıştır. Futboldaki başarısını, biz, bu görevi yüklenmekteki ciddiyetine bağlıyoruz.
Umarız bu başarını her dalda sürdürürsün. Caesarsız bir yaşamda mutluluklar Erol…
  2308 NAZİF KAPUSUZ
2308 Nazif Kapusuz Yeleği, göbeği, gözlüğü, genel kültürü, sevimli tikleri ve dostluğu ile sınıfımızın tanınmış bir arkadaşı daha. Derslerde patlattığı öksürükler ilgi çekicidir. Arkadaşımız özellikle jeoloji dersinde alışılagelmişin dışında “burdayım” der. Jeoloji hocamızla da çok iyi geçinir. (?) Edebiyat hocamızla yaptığı bol espirili tartışmalar dersin zevkli geçmesinin nedenidir. Kıvrak bir zekaya sahip, genel kültürünü çok iyi kullanmasını bilen ve gerçek bir okur olan arkadaşımızın herhangi bir konudaki onayı her zaman edebiyat hocamız tarafından alınır.
Futbolu çok seven arkadaşımız aynı zamanda çok güzel oynar. Ayrıca koyu bir Beşiktaş’lı olarak tanınır ve Beşiktaş’ın Ankara’daki hiçbir maçını kaçırmaz.
Arkadaşımızın son günlerdeki en büyük üzüntüsü zayıflamasıdır. Göbeğinin haşmetini korumak için bol bol ekmek yer.
İlerde iyi bir siyaset adamı olacağına inandığımız Nazif’in hayatının mutluluklar ve başarılarla dolu olarak geçeceğine inanıyoruz.
  2369 BERNA BAYKARA
2369 Berna Baykara Derslerde Berna’nın varlığı ile yokluğu birdir. Hüseyin’in arkasına mevzilenip ya uyur ya da çantasından çıkardığı bilumum garip aletlerle ilgilenir. Tenefüs zili çalar çalmaz da fırlar ve diğer sınıflardaki arkadaşlarını ziyarete gider.
Özellikle İngilizce derslerinde Hüseyin’in yanına taşınır ve bütün ders konuştukları ciddi meseleler bir türlü bitmez.
Dersleri pek takmaz ve ilk dönemde bir hayli kırık getirir, ikinci dönemde ise ancak çalışmaya başlar.
Şu liseyi nasıl olsa bitireceğiz, ama yürüyerek, ama sürünerek felsefesi taraftarlardandır.
Her zaman iyimser ve iyi kalplidir.
İstanbul’u çok sever ve ideali İstanbul’da okumaktır.
Hayvanları, özellikle kedileri çok seven sınıfımızın sessiz ve güzel kızına başarı ve mutluluklar.
  2522 ZAFER İBRİŞİM
2522 Zafer İbrişim Ders edebiyat, hava soğuk. Ancak, tahtada ecel terleri döken biri var. Hepimiz tahtadakine bir felaketzede gözü ile bakıyoruz. Kim mi tahtadaki, kim olacak canım, Zafer elbette. Zafer, masum yüzü ile derslerde birçok şeyi hasır altı ederse de, bu, edebiyat derslerinde geçerliliğini kaybeder ve bol bol terler.
Sınıfımız basket takımı kaptanı, renkli gözlü bu yakışıklı arkadaşımız, sevimliliği, cana yakınlığı ile herkesin sevgisini kazanmıştır. Tatlı dili ile yaptığı sohbete, kurduğu arkadaşlığa doyan olmaz. Ancak zannedersek, konuşmayı sevmediği konu, gece vakti açılan cinler ve periler konusudur.
Zafer, iyi giyinmesi ile de dikkati çeker. Özellikle ağabeyisinden yürüttüğü yelek ve kazaklar ile sınıfta hava atmaya bayılır.
Zafer arkadaşımızın müzik derslerindeki başarısı ise, övünç vericidir. Derste, bas’lar ile tenor’ların tam ortasında oturur ve müzik hocamız, arkadaşımız için yeni notalar icat etmek zorunda kalmıştır.
Odasının dağınıklığı ve posterleri ile meşhur olan ve doktor olmak isteyen sevimli arkadaşımıza yaşam boyunca mutluluklar ve başarılar dileriz.
  2887 ECE ACARLAR
2887 Ece Acarlar Kişiler vardır sevgi dolu, içtenlik dolu. Kişiler vardır açık sözlü, mantıklı ve sen varsın Ece bütün bu nitelikleri taşıyan sen. İnsanları, yaşamı, değişik bir gözle görebilmendi seni yücelten. Yaptıkların, yapmaya çalıştıklarınla sen, çevrene çok şeyler kazandırdın. Kocaman bir sevgin vardı kişilere, dolup taşıyordun bu sevgiyle. Öyle bir sevgi ki, günden güne bir çiçek gibi büyüyüp gelişen. Bu sevgiyi, yaşam sevgisini sende gördük, insanları tanıdık birlikte. Yaşamlarımızın en güzel yıllarını yüce ve erişilmez dostluğumuzu tadarak geçirdik. Olaylara gerçekçi açıdan yaklaştık, duygusallığımızın yanında dayandığımız, senin mantığındı.
Bir tek gülümsemenin doldurduğu günler geçirdik. İçimizdeki umudu, sevgiyi yitirdiğimiz, sorunlarımızı çözemediğimiz zaman, sende bulduk tüm bunları. Yoluna devam ederken, arkana dönüp baktığında, eserlerini bulacaksın. Senin yarattığın sevginin, güvenin, kendi benliğinin eserlerini. Sadece gelip geçmiyorsun bu dünyadan. Çabalarınla, uğraşlarınla, kendine özgü değerlerinle hatta seninle bile gerçekleri yaratıyor, insanlara güç veriyorsun.
Gerçek dostumuz oldun sen tüm benliğinle. Sende bulduk sevgiyi, sende gördük sevmenin en yücesini. Ve inanıyoruz, ileride sende bulacağız tüm bunları. Olmamasını istiyor ve diliyoruz, o, taaa içten gülen gözlerinde yaşların. Düşlediğin dünyada bulasın aradıklarını Ecem.
  2996 MURAT GÜRAKAR
2996 Murat Gürakar Sınıfımızın jönü Murat, herkesin sevdiği bir arkadaşımızdır. Okulla arası pek iyi olmayan Murat’ın, Edebiyat hocamızla bu konuda yaptığı tatlı sohbetler ile hemen hemen her edebiyat dersini kaynatır. Her ne kadar okula geldiği günlerin sayısı iki elin parmaklarını geçmese de, bu sayılı günlerde her hocanın dikkatini celbederek, tahtaya dikilmekte üstüne yoktur.
Murat, uzaktan bakıldığında kendi dertleriyle uğrasan biri gibi görünse de, arkadaşlarını seven ve dert dinleyen bir kişiliğe sahiptir. Herkesin hayal ettiği, fakat çok az kişinin başardığı dünyayı umursamazlık, Murat’ın dış yapısını oluşturur, iç yapı özellikleri ise duygulu, alçak gönüllü ve kişilik sahibi diye sıralanabilir. Saçları ve kazakları sayesinde Nuri Bey’in yetiştirdiği “Kapıdan geri, pencereden içeri” türü atlet olmuştur.
Murat’ların evi, sınavlardan önce çalışılan yerlerden biridir. Bu sevimli, iki katlı evde çalışmak kadar, annesinin yaptığı yemekleri yemek de ayrı bir zevktir. Bu çalışmalar sırasında Murat’ın kahve yapmaktaki ustalığını öğrendik. Ders arasında içilen bu kahvenin tadını unutmayacağız.
Doktor olmak isteyen arkadaşımıza yaşam boyu mutluluklar dileriz.