657 ASLI BAYCAN
657 Aslı Baycan Üç yıldır ön sıralarda görmeye alıştığımız Aslı, bu yıl fizikçinin taşlamaları ve derslerinde gösterdiği başarı nedeniyle arkalara transfer edilmiş, sınıfın en gözde öğrencisidir. Ortaokuldan sonra lisede başarısının birdenbire artmasına kendisi de şaşırmış ve teşekkür kağıtlarını (giderek iftiharları) biriktirmeye başlamıştır.
Hocaların “sen niye feni seçmedin” sorusuna çok kızar. Edebiyat dersinin, Rükzan Hanımın hayranı olması nedeniyle sınıfça düzenlenen konferansa büyük bir istekle hazırlanmış, düzgün diksiyonu ve sesi ile hitabet sanatının en güzel örneğini vermiştir. Müzikle de oldukça ilgilenen Aslı uzun yıllardan beri piyano çalar ve 3-C’nin ünlü fasıl heyetine katılır.
Genellikle iyimser ve rahat olan Aslı’nın davranışları çok tutarlı ve ölçülüdür. Kuvvetli bir iradesi vardır. Nerede ne yapılması ya da yapılmaması gerektiğini çok iyi bilir. Bir derdi olduğu günler her zamankinden daha durgundur, ama bunları kendi içinde yine kendi çözer. Güçlü kişiliği ve kendine güvenli karakteri nedeniyle “hayır” dediği bir konuyu en sevdiği insanlar bile “evet” yapamazlar.
Sorumluluk duygusu öylesine baskındır ki Aslı da, başarısının bir nedeni de bu olsa gerek.
Gelenektir, gelecek için birşeyler dilenir. Biz de hayatında açılacak yepyeni bir sayfanın Aslı’yı idealindeki mutluluğa ulaştırmasını diliyoruz.
  911 BELGİN YÜCEKÖK
911 Belgin Yücekök Sınıfımızın şerefini kurtaran, edebiyatçımızın deyimiyle anasının kuzusu olan bu arkadaşımız derslerde sessiz durmasına rağmen tenefüste Bahar’ın sayesinde bu ciddiyeti bozulur. Adana’ya ailesini görmeye ancak tatillerde giden Belgin döndüğünde denize girenleri anlata anlata bitiremez. Öğretmenlerimizin sevgisini kazanan bu arkadaşımız her sözlüğe kalkışında hiçbir şey bilmiyorum dediği halde büyük bir olasılıkla 7’den yukarı alır. Hurican ve Bahar’ın tüm çabalarına rağmen derslerde öğretmeni dinlemekten vazgeçmez. Onlara laf yetiştirmekten de kaçınmaz.
Tenefüslerde çenesi kapanmayan bu arkadaşımızı nedense öğretmenler pek sever. Biz onun şirinlik muskası taşıdığına İnanıyoruz. Gözlüğünü çıkardığı zaman çok değişen Belgin şirin kardeşiyle bir türlü anlaşamamaktan şikayetçidir. Sene sonunda okul kapanmadan evvel Adana’ya transfer olan Belgin bizleri Haziran sıcağında acıyla terkederek aramızdan ayrılır. Bizim imtihanlarda emniyet sibobumuz olan Belgin, bir kaç kişinin diplomasına parmak basmıştır. Kantine inecek insan bulamayınca kitapları büyük bir iştahla yer ve anında da yutar. Adana’dan döndüğü zaman pamuk ağalarını anlata anlata bitiremeyen bu çalışkan arkadaşımıza hayat boyu mutluluklar dileriz.
  1301 BİRSEN KAYIRAN
1301 Birsen Kayıran Bu sene sınıfımıza turist gibi gelen bu arkadaşımız sene sonunda hasret kaldığımız sevimli yüzünü nihayet bize göstermiştir. Her ne kadar öğretmenlerimiz bu durumu anlayışla karşılamışlarsa da sayın coğrafya hocamızın hışmından kurtulamamıştır. 3,5 aylık ayrılıktan sonra okula ve öğretmenlere olan özlemini (!) ilk geldiği gün merdivenlerin her basamağını 15 dakikada çıkararak bize kanıtlamıştır.
Okulun başında arka gurubun elemanlarından olan Birsen öne transfer olmaktan son anda hastaneye yatarak kurtulmuştur. Sınıftaki ziyafetlerde annesinin yaptığı leziz köfteleri getirerek kilo almamıza neden olan Birsen 3,5 ay sonunda annesinin yemeklerini hastanede bulamadığından zayıflamıştır. Teneffüslerde ve boş derslerde fal çeşitlerini sergileyen Birsen’in en büyük derdi okulda öğrencilere kahve verilmemesidir.
Bu sene hepimizi rahatsızlığı ile üzen fakat tekrar aramıza dönmekle sevincimizi yeniden kazandıran Birsen’e bundan böyle geçenleri unutturacak kadar sağlıklı ve mutlu günlerle dolu bir yaşam dileriz.
  1461 MİNE MENEMENLİ
1461 Mine Menemenli Mine, hadi tarihçinin taklidini yapsana.  Sabah sınıfa girer girmez arkadaşlarının bu sözleriyle karşılaşır.
Sevgili Minemiz sana ne yazalım? Hangi iyi yanlarından söz edelim? Şirinliğinden mi, çalışkanlığından mı, güçlü belleğinden mi, arkadaşlığa, samimiyete olan düşkünlüğünden mi, iyimserliğinden mi, pizzayı çok sevdiğinden mi? Edebiyatı sevmesi, özellikle güzel sanatlara, kitaplara ve şiire olan düşkünlüğü onun en belirli özelliğidir. Fen derslerindeki başarısı da tartışılmaz. Özellikle fizik yazılılarında Selma ve Aslı ile koordinasyon halinde çalışması sonunda oldukça büyük başarılar elde etmiş, bazen sınav grubunu şaşırdığı bile olmuştur.
“Bazı derslerde” ani sorulan sorular karşısında çok heyecanlanarak söyleyeceklerini kağıda yazdıktan sonra konuşması ve sesinin aslından başka türlü çıkması gibi şirin bir huy edinmiştir bu yıl.
Liseden oldukça bezmiş olduğunu anladığımız Mine sıralarının üzerine (her ders değişik bir yerde oturur) “Biz liseden gider olduk, kalanlara selam olsun” dizesini sık sık yazmıştır,
Mine’nin deyimiyle üniversite sınavları sonunda”Kompüterin bozularak (!) onu Boğaziçi üniversitesini kazanmış olarak göstermesini” ve yaşamın Mine’yi” toparlayıp bağlayarak” mutluluğunun devamını sağlamasını diliyoruz. Her yeni günde bir öncekinden daha çok mutlu ol sevgili Minemiz.
  1583 GÜLDEN AYMAN
1583 Gülden Ayman Sınıfımızın bayan kahkahası, çilemizin üçüncü çocuğu ve Serap’ın yapışık kardeşi, gülüşü çok tipik olan bu arkadaşımızın suratı bazı günler oldukça asıktır. Son anda karar verdiğinden ne yapacağı tahmin edilemez. Çok sevimlidir. Timur’un hayranlarındandır. Üniversiteyi İtalya’da okumak istemesine karşın orada bulunan mafya üyeleri yüzünden bu hülyasından vazgeçmekte.
Arı dershanesine büyük bir hevesle Serap’la birlikte başlıyan Gülden son anda düş kırıklığına uğrayarak bu savaşından da vazgeçmek zorunda kalmıştır.
Okul dışında çok şık giyinen bu zarif arkadaşımızı manken edasıyla yürürken görebilirsiniz. Gırgır şamata denince aklımıza gelen bu arkadaşımız iki senedir teşekküre geçerek sınıfımızın şerefini kurtaran iyilerden biri olmuştur. Bu neşeli arkadaşımıza yaşam boyu başarılar ve mutluluklar dileriz.
  1597 BESTE ERSÖZ
1597 Beste Ersöz Günaydın hocam, gene dolmuş bulamadık! Genellikle Perşembe sabahları Mr. Kemal’in dersine Rüçhan’la beraber geç gelen Beste’dir. Bu dersleri hiç konuşmadan, sonsuz bir ilgiyle dinlediği için ne yazık ki Rükzan Hanımın hışmına uğramış, çok sevdiği yer ve arkadaşlarından ayrılarak en öne geçirilmiştir. Ancak gene de zaman zaman Rükzan Hanımın “Gene daldınız Beste” sözüyle karşılaşır. Fidan boylu Bestemizin en çok sevdiği şey renkli çoraplardır. Çoraplarının yanında, hergün bu ayaklı kütüphane gibi, gazete ve kitapları ile gelip, İngilizce derslerini de onları okumak ve yorumlamakla geçirir. Perşembe günleri ayrıca bize müzik ziyafeti çeken Beste’nin küçük radyosu da en az kendisi kadar şirindir.
Geceleri Rüçhan ve Melek’le sabahlara kadar ders çalıştığını iddia edip uykusuz kalmaktan yakındığı halde bu yorgunluk genellikle ders çalışmaktan değil birlikte fazla eğlenmektendir. Çok zeki bir kız olmasına karşın Tarih ve Felsefe derslerine hiç bir ilgi duymaması bizi oldukça şaşırtır. Zaten ilerde en büyük arzusu bu konularla ilgisi olmayan Endüstri Mühendisliğidir. Bestemize bu arzusuna kavuşmasını ve başarılar dileriz.
  1607 NİLGÜN ŞENYUVA
1607 Nilgün Şenyuva Sınıfımızın eğlencesi, şamatası denince aklımıza sınıfımızın şirin kızı Nilgün takılır. Yarının ne olacağı belli olmaz felsefesini güttüğünden gezmelere, eğlencelere doyamaz. Nilgün’ün gerek derslerde gerekse teneffüslerde en büyük uğraşı Melih ve Serhat’la uğraşmak, gülmektir. Çok ciddi bir çocuk olan Serhat’ı bile değiştirmeyi başardı. Nilgün’ün en önemli meraklarından biri de parfümleridir. Sabah sabah sınıfımızı kokulara boğar. Diğer bir merakı da renk renk kazaklarıdır. Nilgün ancak Edebiyat derslerinde “Nilgün uyuma, kendine gel, dik otur” gibi sözlerle ayılmaya çalışır. Waldi isimli küçük köpeğini çok sever. Sebla ile Nilgün en önemli sınavların hemen öncesi bile okulu arşılamaktan vazgeçmezler.
Çıkışlarda arabasıyla gelen çok sevdiği arkadaşı Ayşe ile gezerler. Nilgün’ün diğer bir özelliği de yaptığı taklitlerdir. Sarı ve parlak saçlara sahip olan arkadaşımız saçlarına çok özen gösterir. Geçen sene İngiltere’ye gittiğinden Fizik hocamızla anlaşanlardan biri de o’dur. Bu tatlı arkadaşımıza eğlenceli ve mutlu bir yaşam dileriz.
  1621 BİNNUR ÖNEN
1621 Binnur Önen Duvar kenarında ki sıralardan birinde, sıraya yığılı kitapların arasında oturan kumral, uzun saçlı güzel bir kız. Neşeli, billur gibi kahkaha ve işte bizim Binnur’umuz. Hayatın her zaman iyi yönlerini görmeye çalışan Binnur, her zaman neşeli olmaya ve etrafındakileri de neşelendirmeye çalışır.
Tartışmalar ve eleştirmeleri çok sevdiğinden onu her zaman tartışmaya hazır buluruz. Binnur’un özelliklerinden biri de soğukkanlı cesur olmasıdır ve düşündüklerini rahatça söylemesidir, öyle ki bu açık kalpliliği karşısında onun 2 yüzlülük etmesi olanaksızdır. Ayrıca çalışkanlığı, ağırbaşlılığı ve kurallara uyumu ile ideal bir öğrencidir. Hem derslerinde, hem de arkadaşlarıyla kurduğu ilişkilerde çok başarılıdır. Herkesin derdine çare arar, neşesine neşe katar.
Binnur’un burçlara ve fallara çok merakı vardır ama, bunun yanında Cumhuriyet gazetesinde bugün ne yazıldığını sorarsanız, hemen size söyler. Bu arada nescafe’ye ve oralete tutkunluğunu, çok yediği halde vücut ölçülerinin hiç bozulmadığını belirtmek gerekir.
Tatlı Binnur’umuz, her ne kadar sabrın sonu selamettir diyerek hergün okulun bitmesi için günleri saydınsa da işte bitiyor, seni Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin ekonomi bölümünde görmek isterken başarılı ve neşeli bir yaşam, bütün sene “hayırlısıyla olsun” dediğin bütün arzularının olması dileğiyle…
  1645 DERYA ANADOL
1645 Derya Anadol Sevimli yüzü, şirinliği ve o güzelim saçları ile sınıfımızın sarışın bebeği Derya… Seni anlatmak zor derken bak başladık bile. Saçlarına hepimiz hayranız, özellikle Binnur, onlarla oynamayı ve dağıtmayı zevk edinmiştir, ancak buna Derya hiç ses çıkarmaz çünkü laf aramızda saçlarıyla oynanmasından çok hoşlanır. Cumartesi günlerini iple çeken Derya’mız, derslerinde başarılıdır. Ama herhalde o bir an evvel mezun olmak istiyor. Derya arkadaşlarıyla beraber olmayı ve onlara (Binnur’la, Sibel’in anlatıp bitiremediği) pasta, kek yapmayı adet edinmiştir. Rükzan Hanımın yerini değiştirmesi üzerine arkadaşlarından ayrılan Derya onlarla yine de (!…) konuşmayı başarmıştır. Bebekleri çok seven Derya’nın ara sıra sesini değişik bebek taklitlerini yaparken duyarsanız hiç şaşmayın.
Tatlı Derya’mız, seni ileride bir psikolog olarak görmek isterken tüm başarıların, tüm mutlulukların senin olmasını diliyoruz.
  1667 FÜSUN MUTAF
1667 Füsun Mutaf Hani bazı insanlar vardır yaşantınızda, bildiğiniz, beğendiğiniz; içten, sessiz, sakin, ama yere bakan yürek yakan örneği bilinçli bir düşünsel yapıya sahip… İşte böyledir Füsun.
Ders çalışmak alışkanlıklarının dışında kalmasına karşın iş başa düştüğünde, her nasılsa altından kolaylıkla kalkmasını becerir. Derslerde onu, elinde bir kalem, çizdiği yere bile bakmadan, durmaksızın kitaplarını çizerken görebilirsiniz. Bu resimler yakında bir sergi açtırırsa hiç şaşmamak gerek.
Sınıfımızın gönüllü şöförü olan Füsun arkadaşlarına yardım etmeyi kendisine amaç edinmiştir. Büyük çabalarla gerçekleştirebildiğimiz açık oturumun üyelerinden olan Füsun, bu çalışmalarla, Nur, Suzan, Gülgün üçlüsüne de iyice kaynaşmış, neredeyse onlardan biri haline gelmiştir. Fakat daha çok Nur’la beraber olmasını, Nur’ un mektup komisyonu(?) başkanı (?) olmasına bağlarsak, sanıyoruz pek yanılmayız.
“İnsanın memleketi doğduğu yer değil; sevdiği yerdir,” ilkesinden hareket ederek Şarköy’lü olduğunu iddia eden arkadaşımız Şarköy’e gidebilmek için tatilleri iple çeker.
Füsun, üniversite tercihlerinin çoğunu Şarköy’e yakınlığı gerekçesiyle İstanbul’ dan yaptı, ama sanırız Şarköy’de bir üniversite olsaydı, tüm tercihleri oraya yazardı.
Şarköy hayranı, arkadaşımıza tüm dilediklerinin gerçekleşmesini dileriz.
  1713 HURİCAN ÖZKAN
1713 Hurican Özkan 3/C sınıfının tek yatılısı olan Hurican minyon tipi ve şirinliği ile hepimizin gönlündeki tahta kurulmuştur. Belgin ve Bahar’la olan samimiyeti yüzünden hiç konuşmadığı (!) halde arkadan öne transfer olmuştur. Türk müziğine olan aşırı düşkünlüğünü Tuto’yla yaptığı kavgalarda her tenefüs attığı çığlıklarla ispatlayan arkadaşımızı hergün boş vakitlerinde şarkı söylerken görebilirsiniz.
Bu sene derslerine dört elle sarılan Hurican’daki bu değişiklikliği coğrafya hocası Vehbiye Hanım bile gözlerinden farketmiştir. Bütün lise hayatı boyunca, çok sıkı kurallara karşın, her türlü engeli aşarak saçlarını omuzlarından aşağı salıvermesini hiç kimse engelleyememiştir.
Yeğenine olan düşkünlüğü onun adını hiç ağzından düşürmediği için herkes tarafından bilinir. Ailesine hasret olan arkadaşımıza sık sık Elazığ yollarında rastlamak olasıdır.
En büyük dileğimiz Hurican’ımızı Boğaziçi üniversitesinin yurdunda görmektir. Arkadaşımıza ömür boyu başarı ve mutluluklar…
  1770 H.AZİZ UTKAN
1770 H.Aziz Utkan Çevresinde ‘Hacı’ lakabıyla tanınan ve herkese ‘Sayın…’ sözüyle hitab eden bu arkadaşımız, gözlükleri, sırtından eksik etmediği eşofmanı ve her zaman yapmaya çalıştığı ‘buzzz’ gibi, espirileriyle bilinir. Yaptığı eleştiriler tek kelimeyle korkunçtur. Okulda her işin altından çıktığı için boş vakti yok gibidir. Okulun izcilik, folklor, hentbol, kitaplık, öğrenci yönetim kurulu gibi bölümlerinde adeta parçalanmıştır. Bu yüzden günün her saatinde, her yerde, herkesle birliktedir. En sevdiği spor futbolu öğlen ve akşam çıkışlarında bahçede berbat biçimde oynar. Derslerde yakınmadığı tek şey dersin boş geçmesidir. Yanındakilerle çok iyi geçinir, onları hiç rahatsız etmez! En sevmediği ders Felsefe, en çok sevdikleri Ahlak, sosyoloji, tarih ve kompozisyondur. Yaptığı işlerden dolayı çevresindeki herkesin sonsuz itimat ve taktirini kazanmıştır. Girişkenliği ve aşırı merakı (boşboğazlığı) yüzünden başına gelmedik kalmamıştır. Her türlü kitabı okur, yeni Türkçe hariç herşeyden anlar.
Bütün vakitleri faaliyet ile dolu olduğundan boş vakitlerinde (tabii olursa) en büyük zevki oturup ders çalışmaktır.
Gelecekte Türkiye’nin en böyyuk Politikacılarından biri olacak olan bu süper arkadaşımıza hayat boyu selamlar sevgiler…
Ya Hacı, Sen Kolej’den gider oldun
Kalanlara selam ossun…
  1833 TUTA SONBAY
1833 Tuba Sonbay Her zaman kendine yakışanı seçen bu güzel arkadaşımız, kolej formasını bile kendine yakıştırmasını bilmiştir. Neşeli kahkahasıyla aramızda ün yapmış olan bu arkadaşımız çok samimi olduğu Hürriyet ile arasıra birbirlerinin saçlarını yolmalarına rağmen yine de iyi geçinen iki arkadaştırlar. Bu iki arkadaş her ne hikmetse iyi niyetlerine rağmen coğrafya hocamızın bol not kesesinden yararlanamamışlardır. Fizik derslerinde büyük bir tesadüfle aynı notu atan bu arkadaşlarımız bu beraberliği öbür derslerde de sürdürmüşlerdir. Aralarında yapılan esprilere bomba gibi kahkahalarla gülüp bazı hocalarımızın hışmına uğramıştır. Huyuna gidildiği zaman çok iyi geçinen bu şirin arkadaşımız damarına basıldığı zaman adeta patlayarak bir bombayı andırır. Böyle zamanlarda yanına yaklaşmamanızı tavsiye ederiz. Zarifliği ile hayranlığımızı kazanan bu arkadaşımıza manken edasıyla yürürken bakmamak imkansızdır. Sınıfta başarılı olan Tuba, okul dışında sınıftan değişik bir havaya bürünür. İmtihanlardan hep “zayıf alacağım” diye çıkan Tuta ne hikmetse hep iyi alır. Bu da onun gizli bir sırrıdır adeta. Bu tatlı arkadaşımıza nice uzun seneler ve mutlu günler dileriz.
  1895 GÜNSEL ÇİLİNGİR
1895 Günsel Çilingir Günsel, sınıfımızın sevimli simalarındandır. Pırıl pırıl parlayan güzel gözleri ve çalışkanlığı ile dikkati çeker. Değişik bir kişiliğe sahip olan bu sevimli ve cana yakın arkadaşımız son derece arkadaş canlısı ve dert dinleyicisidir. Genellikle sakindir ama bir de kafası kızdı mı yanına yaklaşılmaması tavsiye olunur.
Yalnız oldukça heyecanlı ve daima telaş içerisindedir. (Özellikle imtihanlarda) Yanında oturan Mehtap’la bu yüzden arada sırada münakaşa ederler. Onların yaptıkları münakaşalar bir komedi eseri olacak niteliktedir. Heyecanlı oluşu onun başarısını engelleyen tek unsurdur. Heyecanını (inşallah) yenecek olan sevimli Günsel’imizin hayat felsefesi uyumak, yemek yemek, klasikleri okumak ve hayatta ezilmemek için dik başlı olmak gerektiğine inanmaktadır. Yüzme sporuna ve lisan öğrenmeye karşı aşırı bir merakı olan Günsel’in diğer bir özelliği de hoşlanmadığı tiplerle muhatap olmamasıdır. Sevdiklerine alabildiğince yolun gerçek dostlardan olup onların en ufak başarısızlıkları onun da aynı derecede üzülmesine neden olur.
Arkadaşlarının mutlu olabilmeleri için daima çaba harcıyan bu iyilik timsali, alçak gönüllü arkadaşımızın Hukuk fakültesine girme idealinin gerçekleşmesini dileriz.
  1897 MEHTAP ÇALIŞAL
1897 Mehtap Çalışal Mehtap, deyince aklımıza hemen Tarih gelir. Tarihten çektiği kadar hiçbir şeyden çekmemiştir. Sempatik, canayakın, şirin ve espiritüeldir.
En kötü zamanlarda bile içinde bir umut ışığı vardır. Kendisi üç senedir ön sıralardaki hakimiyetini sürdermektedir. Ön sıralarda olmasına karşın neşesinde hiçbir eksilme olmayıp aksine daha da artış olmuştur. İngilizce derslerinde Mehtap, yavaştan yavaştan uykuya dalar ve çevresindekileri de uyutmayı başarır.
Sınıfta Günsel’le olan yakın arkadaşlığı dikkati çeker. Yaptıkları ilginç münakaşaların sonunda birbirlerini çok sevdiklerinden hemen neşeli dakikalara dönerler. Mehtap, en çok müzikten hoşlanır; onun diğer bir ilginç özelliği de felsefe hocamızın devamlı sekreteri unvanını taşımasıdır. Hocamızın bu cefakar sekreteri yerini kimseye kaptırmamakta kesinlikle kararlıdır (!…).
Onu her hafta sonu şafak vakti üniversiteye hazırlanmak çabası içinde Gazi Osman Paşa’nın inişli yokuşlu yollarında görürseniz şaşırmayınız…
Yeşil gözlü güzel Mehtabımızı ileride Diş Doktoru olarak görebilmek, yaşamınında başarılarla ve mutlulukla dolu olarak geçmesi en büyük dileğimizdir.
  1937 BAHAR YALBIR
1937 Bahar Yalbır Ohh! İngilizceci yine gelmemiş diye bir çığlık duyarsanız bilinki çığlığın sahibi Bahar’dır. Şen kahkahalarıyla hemen dikkati çeken Bahar, teneffüslerde altı kişiyi başına toplayıp açık oturum! düzenlemeyi adet haline getirmiştir.
Senenin başında sınıfımızın sözcüsü olarak Rüksan Hanıma neden her ağzımızdan çıkan kelime için bir aldığımızı tüm iyi niyetiyle soran Bahar yıl boyu hocamızın takılmasından kurtulamamıştır. Baharın, Hurican ve Belgin’le hep aynı notu alması sonucu, meşhur fizikçimiz Einstein’in (Doğan Kemal) “Are you married in mind?” diye sormasından bıkan bizlerde nerdeyse böyle olduğundan şüphelenmeye başladık. Saçlarının kıvırcık olmasından yakınan Bahar, her hafta berbere gitmekle saçlarını bambaşka bir havaya sokar. Berberini zengin ederek onun hayır dualarını alan altın eşyalara fazlaca düşkün olan bu arkadaşımızın babasına sabır dileriz. Bahar’ı, bazı ince ! hocalarımızın dersinden sonra yerlerde çıkardığı yüzükleri ararken görebilirsiniz. İyi bir elyazı bu arkadaşımız bazen durgunlaşır.
Baharın bu üniversite bolluğunda tek arzusu Hacettepe Yüksek İstirahat bölümünü kazanmaktır. Bu cici arkadaşımıza düşünün gerçekleşmesini hayatta tüm güzellikle rin onun almasını dileriz.
  1951 SİBEL KÖMÜRLÜ
1951 Sibel Kömürlü Sibel denince aklımıza, sevimli, şirin ama sessiz, cana yakın olduğu gelir. Aramızda, kimseyle arasında en ufak bir münakaşa bile geçmemiştir. Bunun sebebi sanırız çok hoşgörülü ve iyi niyetli olmasıdır. Sibel, her sabah okula pek neşesiz gelir ama sonradan sınıfa uyum sağlar. Derslerine sürekli çalışan bu arkadaşımızın, okula üzgün gelmesi bizi şaşırtır. Bukle bukle kızıl saçlara sahip olan Sibel’i gülerken görmek pek mümkün değildir. Çok çabuk huylanır ve garip çığlıklar atması için ona sadece bir dokunmanız yeterlidir. Göbeğine basınca gülen bebeklere benzer. Sibel sınıfımızın, yeni ehliyet alan kızlarından biridir. Söz aramızda arabasına da pek çıkışmaktadır. Şık giyinmeye özel merakı olduğundan modayı çok iyi izler. Dedikodudan hiç hoşlanmaz. Abarttığımızı sanmayın, şimdiye kadar kimsenin arkadaşından eleştiri yaptığını görmedik. Bizim Sibel’imizi, bu sözlere sığdırmak çok güç, onu tanımak için beraber olmak gerekir. Bu tatlı arkadaşımıza ömür boyu mutlu bir yaşam dilerken ondan sürekli başarılar beklediğimizi de ekleyelim.
  1967 HÜRRİYET ÖZAYDIN
1967 Hürriyet Özaydın Arka grubun tüm kontrolünü eline geçirmiş bulunan Hürriyeti şen kahkahalarıyla kolayca tanıyabilirsiniz. Elinden hiç eksik etmediği çift toplu yüzüğünü Nuri Turan’a feda etmemek için koridorlarda kilometrelerce koşan bu arkadaşımız yine de Leman hanımdan kurtulamamıştır.
Especially Hurican, Hürriyetle Turan’ın arasında kalıp tüm iyi niyetine rağmen fırçayı kendisi yer. İkisine barışmış görmek Hurican’a fırça yemesini kolaylıkla unutturur. Sabahın erken saatlerinde kıpkırmızı yanaklarıyla tüm iyi niyetiyle karşınıza çıktığı an tüm tuvalette Tuta ve Buharla günü açan Hürriyet çıkış saatine doğru, nedendir bilinmez neşesi daha da artar.
Okula getirdiği böreklerle iştahımızı açan Hürriyet çok yemesine rağmen bir türlü sınıfımızın Twiggy’si olmaktan kurtulamamıştır. Sözlülere dahi neşeyle kalkan bu arkadaşımız bize de bolca moral verir. Bazı imtihanlarda ne hikmetse Tuba’yla aynı notu alan Hürriyet, ikinci dönemde hocalarımız tarafından Tutadan ayrılması sonucu bu alışkanlığından vazgeçmiştir. Bu şakacı arkadaşımıza, yaşamından kahkahalarının hiç eksik olmamasını hayatta başarılı olmasını dileriz.
  1991 MERVE SEVİN
1991 Merve Sevin “Bugün tahtayı silme sırası kimde? Ben sorumlu değilim çabuk tebeşir alın” evet 3/C sınıfının ince, uzun boylu güzel kızı içeri girdi. Şubat ve yaz tatillerinin bir an evvel gelmesini isteyen Mewe ailesine kavuşma ve Avrupaya gitme heyecanı içerisindedir. Dönünce oradaki günlerini, oraya ait anılarını anlatır. Bu arada Mervenin alışveriş merakını söylemeden geçemeyiz.
Sınıfımızın tiyatro kolu olan Merve Rükzan hanımın söylemesi üzerine bizim için yer ayırtmış, ancak bunda o kadar çok başarılı olmuştur ki(!) dönüşte kimse bir tek şey duymadığını birbirine anlatmıştır. Felsefe derslerine aşırı düşkünlüğü (!) olan bu arkadaşımızın en büyük üzüntüsü bu dersten istediği notu alamamasıdır. Derse tatillerine 10 gün önce başlayıp birkaç gün geç bitirdiği gibi hafta sonlarını da zorlukla getirir.
Mervemizi ilerde araba kullanırken görürseniz şaşmayın, çünki bu günlerde bu işi başarmaya kararlı görülmektedir.
O.D.T.Ü. Mimariye girmek isteyen bu sevgili arkadaşımıza, mutluluk ve başarılar dileriz.
  2345 SELMA TOPALOĞLU
2345 Selma Topaloğlu 3/C sınıfı yaşama atılma yolunda son kez kolej kapısından çıkarken kalabalığın arasından “gösterişli”, hiçbir şeyi umursamayan, kendine duyduğu güvenin gözlerine yansıdığı bir kız göze çarpar: 2345 Selma. Sana ne yazalım, Selma hangi birini yazalım? Türk malı elemtronik beyin olduğunu, dolayısıyla sevdiğin fen derslerini, hafızlamadan okula geldiğin halde, atma yeteneğin sayesinde ezber dersleride kıvırdığını hatta hiç bilmediğin konularda dört sayfa doldurabildiğini mi, yoksa sportmenliğini, okul voleybol takımı kaptanı olduğunu mu?
Canlı ve kişilikli karakteriyle, olgunluğuyla gerçekten süren olan olayların esprili yönlerini bulup çıkartmakta usta olan Selma’nın en önemli özelliği daima neşeli olmasıdır, öyle ki onun yanında yaşadığınızı anlarsınız. Yaşamayı seven, tam bir Orhan Veli felsefesine bağlı olan Selrna, bazı ders kitaplarını şiir defteri haline getirmiştir. Yaşamak için mi yediğini, yemek için mi yaşadığını bazı dersleri anlatmak için örnek olarak kullananlara çok içerler. Gerektirdiğinde sesiyle de hayatta başarılı olabilecek olan Selma’yı bu yıl sınıfımızın düzenlediği açık oturum’da bir kez daha alkışladık.
Hayatta her yönüyle mükemmel bir insan olacağına inanıyor ve bu faal hayatıyla, neşesiyle, iyimser hayat görüşüyle, güçlü kişiliğiyle hep böyle kalabalıklar arasında sivrilmesini diliyoruz.
  2441 NUR HEPER
2441 Nur Heper Dersimiz kompozisyon ise Nur yazdığı örnek kompozisyonunu okumak için ayaktadır. Her kompozisyon yazılısında başarısı ile yarışan bu arkadaşımızın, hali hepimiz için doğaldır. İdeal olarak Siyasal Bilgiler’in Hariciye bölümünü seçen Nur’a bu yeteneği, rahat konuşmasında yardımcı olacak sanırız.
Nur deyince aklımıza, güzel kompozisyon yazma yeteneği, ardından da rengArenk çorapları, pınarsütü, bir de bir yığın espri gelir. Renklere olan düşkünlüğünü rengarenk eşyalarından olduğu kadar güzel ve özgün resimlerinden de anlamak olasıdır. (Her ne kadar resimlerinden bir anlam çıkaramıyorsak da…)
Timursevenler kulübünün kurucusu ve Şifre Ailemizin ilk çocuğudur.
Garip kolleksiyonlara sahiptir, Canlı-cansız birçok şeyi toplama merakı vardır. Dörtyüz’den fazla olan parfüm şişesi kolleksiyonunun gelişmesinde hocalarımızın bile katkısı olmuştur,
Nur’un bir başka eğlencesi(!) de mektup yazmaktır. Bu yüzden gelen mektupları önce kurduğu komisyona inceletir, ardından da komisyon tarafından yazılan mektupları temize çeker.
Son zamanlarda “ilkel” sözcüğünü iyice benimseyen ve bu sözü herkese bonkörce harcayan Nur’umuza ömür boyu ilkellikten ve ilkellerden uzak bir yaşam dileriz.
  2459 SUZAN ÇALIŞKAN
2459 Suzan Çalışkan Boş derslerin ve dolu olup da boş geçen derslerin başlıca kahramanı, sınıfımızın medarı iftaharı, diskjockey’i Suzan…
Artık birbirinden ayrı düşünemediğimiz Suzan ve teybi iki senedir sınıfımızın müziğe olan isteğini karşılamayı ödev edindi.
“Bundan böyle ne zaman Suzan dense, elinde teybinle gözümün önüne sen geleceksin.” Bunlar edebiyatçımız Rükzan Hanımın, sınıfça büyük çabalarla oluşturduğumuz açık oturum çalışmaları sırasında Suzan’a söylediği sözler.
Gerçekten de bundan böyle, elektronik cihazlar, teypler, mikrofonlar denince hep anımsayacağımız Suzan, bu çalışmanın teknik bölümünü de hiç bir fedakarlıktan kaçınmayarak yüklendi.
Koyu bir Ahmet Özhan hayranı olan arkadaşımız “Kulağa hoş gelen hertürlü müzik iyidir.” ilkesini savunanlardandır.
“Ah tuti-i mucize guyem…” diye başlayan konserleri Bülent Ersoy’un başarılı bir taklididir.
Şifre Ailesinin 5. çocuğu olan Suzi, Nur ve Gülgün ile bu ailenin ana üçlüsünü oluşturanlardandır. Öyle ki yıllık için onların özelliklerini ayırmak bizler için çok güç oldu. Ortak özellikleri dışında Suzan’ın en büyük özelliği iyi bir pasta ve kek uzmanı olmasıdır.
İdeal olarak psikolojiyi seçen Suzan’a bu dileğinin ve yaşamı boyunca tüm dileklerinin gerçekleşmesini dileriz.
  2463 DİLEK HEPGÜLER
2463 Dilek Hepgüler İşte soyadının tam hakkını veren bir arkadaş. Neşeli, çocuksu hali, her zaman gülen yüzü, sarı lepiska saçları ve çilleri ile sınıfımızın belli başlı kişilerindendir. En ön sıranın elemanlarından olan arkadaşımızın sırasını her nedense sık sık boş görürüz. Kendisi galiba okula çok sık gelmenin gereksiz hatta zararlı olduğu kanısında. Ama gene de okulda olduğu zamanlar derslere karşı pek ilgisiz olduğu söylenemez. Ders dışı ve ders içi faaliyetlerinin başında örgü yer alır. Böylece ailesini giydirme sorumluluğunu da büyük fedakarlıklarla üstüne almıştır. Bu yüzden aile fertlerini garip kazaklarla görürseniz şaşmayın.
Tipik bir kolej öğrencisi gibi Dilek’te beşten şaşma, altıyı aşma, dörde yanaşma ilkesini savunmaktadır. Bazı derslerde ortaya attığı parlak fikirleri vardır. Ayrıca zaman zaman yaptığı “politik taklitlerle” hepimizi güldürür.
Tırnaklarını bitirip, tüketmek için büyük çaba harcar, öyle ki, artık bunu karnını doyurmak için yaptığı kanısına varmış bulunuyoruz. Ama bu kaybını ders sırasında yaptığı seloteypten tırnaklarla gidermeye çalışır.
Hayvanlara karşı olan büyük sevgisi ve tutkusu yüzünden veterinerliği kendisine hedef olarak seçti. Kendisine şimdiden ilerinin “Büyük hayvan dostu ve koruyucusu” gözüylü bakıyor ve yaşamının bundan sonraki bölümünde tüm mutluluk dolu günlerin onun olmasını diliyoruz.
  2693 GÜLGÜN VURAL
2693 Gülgün Vural “Bahçelerde can erik zalim nurey…”
Evet; eğer 3/C’den sınıfın dışına kadar taşan sözcükler böyleyse yine Gülgün sınıftan birine, halk danslarımızın figürlerinden birini öğretiyordur. Folklorumuzun ve Türk Halk Müziğinin hayranı olan Gülgün sınıfımızın dört dörtlük tiplerinden biridir.
Çalışkanlığı, sernpatikliği ve hepsinden önemlisi aklı ile öğretmenlerimizin hemen hepsinin övgüsünü kazanmıştır. En büyük ideali eğitimcilik olan Gülgün’e şimdiden eğitimci dememiz pek yanlış olmaz. Sınıfımızdan birkaç kişinin gönüllü öğretmenliğini yapar.  “Aydınlık günlere eğitilmiş insanlarla gidilir.” diyenlerdendir Gülgün.  Sınıfça hazırladığımız Eğitim konulu açık oturumda en zor yanı ve yöneticiliği yüklenip, her işte olduğu gibi bunda da tam bir başarı elde etmiştir.  Gözlüklerinin ardından esrarengiz bir hava takınarak dolaşan Gülgün, Şifre Ailemizin kurucusu ve son çocuğudur. En büyük zevkleri, halk danslarından sonra, gitar çalmak ve kitap okumak olarak sıralanabilir.
Gülgün’ün tüm sevdikleriyle birlikte, özlediği aydınlık yarınlara ulaşmasını dileriz.
  2739 SEBLA PEKCAN
2739 Sebla Pekcan Her Pazartesi sabahı bir gece önce, ailesi ile birlikte Feyman’a gittiği için yine uykusuzluktan şikayet eden Sebla, sınıfımızın neşe kaynağıdır. Yanyana oturduğu ve çok anlaştığı Nilgün’le aralarında geçen konuşmalar herkesi güldürür. Daha anlamını bilmediğimiz “züp züp” sözcüğünü satıcı taklitleri yaparken de kullanır.
Çok ilginç bir tutkusu olan bu tatlı arkadaşımız kurukafaları çok sevip, kolleksiyonlarını yapar ve en büyük arzusu da doktor olup, morg’da görev almaktır.
Bu sempatik arkadaşımız giydiği blue-jean takımlarla göz zevkimizi okşadığı gibi bir parfümeri dükkanına girdiğinde kendinden geçecek kadar koku düşkünlüğü ile nefeslerimizi de açar.
Sene başında o da bir çokları gibi Rükzan hanım tarafından en ön sıraya alınmış ancak yine bir yolunu bularak arkaya geçmeyi başarmıştır. Tarih derslerine olan sonsuz sevgisi! onu ilerde tarih dışında her tür mesleği seçebileceğini söyletir. Doktor olmayı yeğleyen Seboz aileden gelen müzik zevki ve kendi oyun gücü ilerde konservatuarın başarılı öğrencilerinden olabilir.
Evet Sebla sana tüm yaşam boyu mutluluklar dileriz.
  2765 MUHSİNE SALMAN
2765 Muhsine Salman Tenefüslerde arka grubun korosunu yöneten bu arkadaşımız çok neşeli olduğu kadar şirinliğiyle de sevgimizi kazanmıştır.
Sene başında mini formasıyla öğretmenlerle kovalamaca oynamaktan bıkan bu arkadaşımız sonunda kurtuluşu formasını uzatmakta bulmuştur.
İmtihan olduğu günlerde “Ya çocuklar bugün ne yapacağız? hiç çalışmadım, siz çalıştınız mı” diye sınıfa giren Muhsine ancak senenin son günlerine doğru bu alışkanlığından vazgeçer. Vazgeçmesine vazgeçer ama Haziranda öğretmenlerimizin yüzünü görmekten de kurtulamaz. Buna rağmen Haziranda da neşesini kaybetmeyen bu arkadaşımız en nihayet bir diplomaya kavuşmanın sevincini bu sene tadan tatlı Muhsine hocalardan ve derslerden bezdiğini her an söylemekle beraber yine de sabahları büyük bir heyecanla ve sevinçle bu eğitim yuvasının sıcak kollarına atılır.
Edebiyat derslerinde çok daldığı için boğulmaktan ancak Rükzan hanımın sınıfta çınlayan tatlı sesiyle kendine gelen Muhsine sene sonuna kadar bu huyundan tüm iyi niyetine rağmen vazgeçmemiştir.
Şaka, espri ve boyun sıkmaktan çok hoşlanan bu arkadaşımızın kurbanı herkes, genellikle Hümaru ve Kemaldir. Hocalarımızı çok sevdiğinden kapıda onları hazırol vaziyetinde bekleyen bu arkadaşımıza güzel günler ve mutluluklar dileriz.
  2842 SERHAT ASTEKİN
2842 Serhat Astekin Serhatimiz, sessizliği, düzgün kıyafetleri ve temizliği ile tanınır. Aslında ona sessiz demek yanlış olur çünkü herhangi bir imtihandan önceki gece fazla ders çalışmaktan sessiz Serhat’in yerini yaramaz biri alır.
Serhat aynı zamanda çok sabırlıdır. Çünkü Melih beyin randevularına 1,2 saatçik geç kalması onu beklemekten alıkoymaz.
Eskrim klübüne her zaman gittiğinden onun eskrim hakkındaki bilgileri en ustalardan bile üstündür.
Serhat derslerinde de başarılıdır ve yazısı da çok güzeldir. Sabahları, evinin yakın olması dolayısiyle, onu okulda erkenden görmek mümkündür. Sinirlendiğini asla belli etmez, yalnız bunu kolumuza attığı çimdiklerle bizler anlarız. Arka sıralarda oturduğundan burada Nilgün, Sebla ve Melihin hışmına uğrar. Fakat yerini değiştirmez çünkü hocalardan saklanabileceği tek yer orasıdır.
Bir de giydiği güzel kazakları (Avrupadan aldığı) ilgimizi çeker. Bir zamanlar üzerinden çıkaramadığı jean yüzünden “Jen” lakabını almıştır. Aynı zamanda müzik dinlemeyi ve sinemaya, tiyatroya gitmeyi de çok sever. İyiliksever, dürüst ve çok sevgili arkadaşımızın hayat boyu başarılı olması en kısa tahsil hayatı temennisi ile herşeyin gönlünce olmasını dileriz.
  2859 HÜMARU YILDIZ
2859 Hümaru Yıldız Hümaru sınıfımızın en cici kızıdır. Kızdığında bile yüzünden kendisine çok yaraşan o güzel tebessümü eksik olmaz. Arada sırada pembeleşen yanakları ve gamzesi ona ayrı bir özellik verir. İçtenlikle bakan siyah gözler, bir an olsun eksilmeyen tatlı bir tebessüm, yardım severlik, iyimserlik, neşe ve arkadaş canlılığı, ruhunun güzelliğini aksettiren bir yüz, işte bunların hepsi Hümaru’muzda toplanmıştır.
Hiç kimseyi kırmamayı, herkesin isteklerini verine getirmeyi amaç edinmiş olan Hümaru bütün bir sene boyunca derslerin uzunluğundan, bir türlü geçmemesinden yakınır.
En büyük isteklerinden birisi de iyi bir tenisçi olmaktır. Üç haftada bir saç kestirmek Hümaru’da tutku haline gelmiştir. Bütün bir yılı okul korosuna girebilme çabası içinde geçmiştir (!…) Bunda başarılı olamadıysa da sınıf korosunun aranılan elemanlarındandır.
Arkadaşımızın tüm düşlerinin gerçek olmasını, bütün güzel niteliklerinin karşılıksız kalmamasını, başarılı ve mutlu bir yaşam sürmesini dileriz.
  2890 MELİH ARDA
2890 Melih Arda Şampiyon! Evet, eğer karşınıza sizi nişan tahtası yerine koyup üstünüzde eskrim çalışması yapan ve tanıdık tanımadık herkese şampiyonluk kartını gösteren yakışıklı (!) bir genç çıkarsa önce kendinizi koruyun, sonra da onun Melih Arda olduğunu bilin. Tüccar ruhu taşıyan Melih, bu sene de sınıf başkanlığını başarıyla sürdürüp, geçimini de bu yolla sağladı. “Oku, Adam ol” sözünü yaşam felsefesi olarak benimsemiş , ve bunu herkese kabul ettirmek için, türlü tehlikeleri göze alarak, güzel yazısıyla sınıf duvarlarını süslemiştir. Sınıf arkadaşlarını çok düşünen Melih arkadaşımız, felsefesine karşın derslerde yaptığı sürrealist resimleri dağıtarak milyoner olmamızı sağladığını söylemekten çekinmez, özel mülkiyete karşı olduğu için herkesin yediğine ortak olup, tüm şimşekleri üstüne çeker. Sene başında o da arka köşede rahattı. Fakat sonradan kendini en öne alıştırmak zorunda kaldı. Meloş’un en sevdiği ders boş geçenlerdir. Hoş, onun için, boş dersle dolular arasında pek bir fark yoktur, çünkü dolu derslerde de en az boş dersler kadar rahattır. İleri de başarılı bir Filmci olacağına inandığımız, sınıfımızın medarı iftiharı Melih’e yaşamı boyu mutluluk dileriz.
  2989 SERAP ELTEMİZ
2989 Serap Eltemiz Serap’ı hergün torbalarla getirdiği meyve, börek ve çöreklerden yorgun düşmüş bir halde sınıfa girerken görebilirsiniz. Gülden’le birlikte ikinci dersten yemek yemeğe başlar bu yiyiş ders sonuna dek sürer. Kimseye yemek vermeyi uygun görmedikleri halde yemeklerini Melih’in kamulaştırmalarından kurtaramazlar.
Serap’ın kollarına bakarsanız sevimli köpeği Mamuş’un diş izlerine rastlarsınız. Bu köpek zamanında Melih’i de ısırdığından zehirlenmeye namzettir. Serap sınıfımızın neşeli, şirin ve oldukça duygusal bir kişisidir. En çok özlem duyduğu şehir istanbul’ dur. Ailemizin ikinci çocuğu olmakla gurur duyar. Revirin en devamlı ziyaretçilerindendir. Dileriz sıkıntılarından kurtulup sağlıklı bir yaşam sürer.
Önümüzdeki sene yurt dışına çıkacaklarından bu sevgili arkadaşımızı artık göremeyeceğiz. Oradaki yeni yaşantısında ona bol bol mutluluklar ve başarılar dileriz.
  3016 KEMAL ORHAN
3016 Kemal Orhan 3/C sınıfının en sessiz bireyi Kemal’dir. Dersleri büyük bir ciddiyetle ve hiç konuşmadan dinleyen tek öğrencilerindendir. Teneffüs vakti Kemal biraz hareketlenir ve dolaşır ama tabii onu yalnız bırakırlarsa! Kemal iyi huylu, alçak gönüllüdür. Hepimize karşı çok iyi davranır (tabii omuzlamadığımız sürece) Ama biz yine de onun biraz olsun bize kurduğu ve hesap ettiğini görmedik!
Sınıfın belirgin tiplerinden olan Kemal’in en çok sevdiği dersler; Edebiyat, Tarih, Coğrafya, Cebir, Fizik’tir. Okula gelme olasılığıyla tanısı bu arkadaşımız geç kalmayı da hiç sevmez. En yakın arkadaşı olan Aziz’le iyi geçinir. Geçinemediği tek konu ise ona yapılan soğuk şakalardır.
Bu iyi arkadaşımıza karşı ve mutluluk dolu bir yasam dileriz.
Bütün arzuların gerçekleşsin Kemal.
  3027 RÜÇHAN BAYRAKTAR
3027 Rüçhan Bayraktar Neredeydiniz bu saate kadar Rüçhan?…
Sabahları okula geç kalmaktan nefret eden Rüçhan’a Rükzan Hanımın yönelttiği sorudur bu. Ancak Rüçhan bu soruyu, arkadaşı Beste’yi beklediğini söyleyemediği için yanıtlamadan, sessizlikle karşılar. Fakat onun bu haline bakarak sakın sessiz olduğunu zannetmeyin. Çünkü Rüçü de sene başında arka köşenin ateşli elemanlarından biriydi ve o da diğer arkadaşları gibi hazin sona katlanarak ön sıraya geçmek zorunda kaldı. Klasik Batı Müziği hayranı olan bu arkadaşımız, Pazartesi günleri, hafta sonu gittiği konserleri öyle güzel anlatır ki onun sayesinde bir çok arkadaşımızda bu dala ilgi duymaya başlamıştır. Rüçhan için spor da en az müzik kadar değerlidir. Sıkı bir Kolej yazılısı olduğundan onu son günlerde neşesizce görmek normaldir. Çünkü Basketbol maçlarını da hiç kaçırmaz. Rüçhanımızın ilginç bir tutkusu da hergün olan ilginç olayları Turuncu defterine yazmasıdır. Bu defteri açtığımızda Beste ve Melihle birlikteki anılarının epey kabarık olduğunu görürüz. Boş dersleri, Snoopy çıkartmaları ve türlü resimlerle süslediği değişik renk ve biçimde mektuplarla değerlendiren tatlı arkadaşımız, ilerde Boğaziçi Üniversitesine girmek istediği halde yine de Ankara’yı bırakmayı göze alamamıştır. Onu tüm yaşamı boyunca başarılı ve neşeli görmek en büyük dileğimiz.