69 SELMİN TAÇOĞLU
69 Selmin Taçoğlu Sabahları sınıftan içeriye sınava çalışmanın verdiği yorgunluk yerine dinlenmiş yüzü, özenle taranmış saçları, okul standartlarına uygun kreasyonu ve sevimli bir eda ile etrafa gülücükler dağıtarak girebilen birisini görürseniz o mutlaka Selmindir…  Fakat daha yerine oturmadan Beyazıt’ın Ali’nin onu okul çıkısında hayali bir Mustang ile evine bırakacağı esprisine o kadar alışmıştır ki sınıfımızdaki bütün kızlar gibi o da daha sabah sabah günün ilk dedikodusuna başlamış olan bir grubun arasına katılır.
İmtahan öncesi bu imtahana hiç çalışamaması yüzünden zayıf alacağını iddia etmek suretiyle, imtahan kağıtlarında sadece isim ve numaranın doğru olarak cevaplandırılmış olacağı birkaç tane biçareyi kısa bir süre için sevindirerek çok zor bir amme görevini başarıyla sürdürür.
Selmin derslerindeki başarısı kadar, yerinde olgunluğu, anlayışı ve hiç değişmeyen iyimserliği ile sınıftaki herkesin sevgisini kazanmayı başarmıştır. En iyi arkadaşı olan Füsun ile okul içindeki beraberliklerini okul dışında da sürdürdüklerini görenler onların göbeklerinin de beraber kesildiğine iyiden iyiye kanaat getirmişlerdir.
Arkadaşımızın aynı zamanda her zaman böyle güleryüzlü ve mutlu olmasını yürekten dileriz…
  216 HALUK İŞERİ
216 Haluk İşeri Sınıfımızın Lavuk ve lamia takımına dahil olan bu arkadaşımız gözlükleri sayesinde çok çok ilerileri görebilmekte ve bundan dolayı her sabah yandaki sınıfa girmektedir. Şaka bir yana iyi huyu ve sempatisiyle sınıfa gayet iyi uyabilen bu arkaşımızın en büyük emeli doktor olup babasının muayenehanesinin üstüne yatmaktır. Çok mütevazi olan bu arkadaşımız hergün çeşitli aletlerle sınıfa gelip babasının doktor olduğunu sık sık tekrarlar. Nuruhak’la olan samimiyetleri derste de devam ettiği için sık sık muavini ziyaret ederler. En büyük zevki ise yazılı kağıtlarını aldıktan sonra (eğer notu yüksekse) Bayezit ile dalga geçmektir. Sınıfta Levent Kahraman’dan başka kimseyi rahatsız etmeyen Haluk’un en sevdiği ders ise sosyolojidir.
Haluk İşeri’nin diğer bir özelliği ise dersleri çok çok ufak kağıtlar üzerinde çalışması ve imtihanlarda arasıra bu kağıtlardan yararlanmasıdır.
Haluk’un bütün lise hayatı boyunca en şanssız olduğu ders M.Güvenlik’tir. Üç sene boyunca bir türlü M.Güvenlik hocalarının gözüne girememiş, ilk iki seneyi kazasız belasız atlatmasına rağmen bu sene bu dersten takılmıştır.
Sonuçta başarılı olacağına inandığımız bu arkadaşımıza ömrü boyunca mutlu, rahat bir yaşam dileriz.
  655 FÜSUN AKBIYIK
655 Füsun Akbıyık Aslında boş zamanlarını ders çalışarak değerlendiren Füsun, hafta sonlarında aklına estikçe gittiği basketbol maçlarında, oynanan oyundan ve maçın skorundan çok basketbolcuların tipleriyle (!) haddinden fazla ilgilendiğinden yanındakilerin haşin ve gaddar saldırılarına karşı kendini hararetle savunmak ihtiyacını hisseder. Boynunu büküp, gayet masum bir ifadeyle “Ama çocuklar bunda bu kadar sinirlenecek ne var?” diyerek kendini affettirmeye çalışır. Laf aramızda bütün basketbolcuları kendi çapında bir güzellik yarışmasına tabi tutar. Ne yazık ki bu konuda tek yetkili kendisi olduğu için henüz kesin bir sonuca varamadığından yakınıp durur.
Bizim Füsun her ne kadar inatçı(!) olmadığını söylese de biz ne yazık ki onun bu fikrine katılamayacağız. Bir tartışmada karşısındakini bıktırıncaya kadar bu inadını sürdürür ve ne yapıp yapıp kendisini haklı çıkarır.
Özellikle “FİZİK” dersinde aldığı bir kırık için saatlerce gözyaşı döken ve hatta bu yüzden daha da ileri giderek ayılıp bayılan arkadaşımıza “Selpak” mendillerinin fabrikasından bir de takdirname gelmiştir.
Uzun zamandır sinemaya gitmeyen Füsun, Alain Delon’u çok özlediğinden dolayı Paris’e gitmek istemekteyse de “Etraftan” gelen baskılar yüzünden büyük bir fedakarlıkla bundan vazgeçmek zorunda kalmıştır.
Tatlı Füsun’cuğumuzun ilerdeki yaşantısını istediği gibi rahat ve mutlu (bugünkü gibi) geçirmesini dileriz…
  686 TEMEL DEMİR
686 Temel Demir Temel’i dikkati çekecek kadar masum olan yüz ifadesiyle ve gamzeleriyle hemen tanıyabilirsiniz. Aklından geçen muziplikleri anında eyleme dökerek özellikle kendi sırasına yakın oturan arkadaşlarına zor dakikalar yaşatır. Askerlik derslerinde çektiği “DİKKAT” bütün okulu inletecek niteliktedir. Oldukça fazla çıkan sesini, sınıfımızın üst katta bulunduğu geçen sene içinde sık sık bahçedeki arkadaşlarını çağırmak için kullandığından bazı hocaların şiddetli tepkisine maruz kalmıştır.
Özellikle bu sene, derslerine büyük bir gayretle çalışmaya başlayan Temel’e mutluluk ve başarılar dileriz.
  727 FATMA AKSOY
727 Fatma Aksoy 3/D sınıfının medar-ı iftiharı işte bu sarışın, mavi gözlü şirin kızdır. Her ne kadar “güzel aptal olur” diye bir söz varsa da Fatma bunun tersini savunur ve başarılı olur. Sevgili arkadaşımız, bu seneye kadar devamlı iftihar listesinde yer alırken, son zamanlarda arka sıralara geçmekle bütün şimşekleri üstüne çekti ve ancak teşekküre geçebildi. Bu sonuç onu çok (!) üzdü.
Boş vakitlerinde kayak yapan, tenis oynayan, Sulu Coca-Cola içmekten hoşlanan Fatma, saatini sağ koluna takan kişileri saymaktan zevk alır. Resminde çok masum görünüyorsa da onun bu haline aldanmamanızı tavsiye ederiz, çünkü genellikle hocalarda da bu kanaati uyandırdığından İngilizce derslerinde arkadaşlarını tahrik eder ve onların azar işitmesini sağlar.
Tülin’le ortaklaşa yaptıkları ve hademenin gazabına uğraması nedeniyle sık sık yenilemek zorunda kaldıkları duvara asılmış ders programı sayesinde birçok kişinin hayır dualarını almışlardır.
Bu sevimli ve iyi kalpli arkadaşımıza “Femando”yu duyduğu anda hüzünlenen yüzünün her zaman gülmesini dileriz.
Sevgili Fatma, idealin olan O.D.T.Ü.’de Ankara’nın hava kirliliğine çare bulmanı ve pırıl pırıl, aydınlık bir yaşam temenni ederiz…
  778 ERCAN EROL
778 Ercan Erol Her sabah öğrenciler okula bavul dolusu kitap ile gelirken birisi iki elini cebine sokup geliyorsa, bilin ki bu kişi Ercan’dır. Dört sayfa kağıdı rulo yapıp cebine sokar öyle gelir okula.
Sakın bu yazılanlardan onu tembel sanmayın, çünkü Ercan çoğu şeyi kafasına yazar. (İmtihanlardan önce sıraların üstüne de yazdığı olur ya neyse!) Ercan’ın bilhassa kimyada gösterdiği parlak bir zekası vardır ama nedense matematikte aynı başarıyı gösteremedi. İrfan Bey’in deyimiyle daha yaz tatilinden dönemedi.
Ancak yine de paçasını kurtarıp teşekküre geçen ender simalardan biri oldu Ercan. Lise 1’den beri, yani üç senelik beraberliğimizde onun başarıyla gerçekleştirdiği ama bizim başaramadığımız birşey varsa o da sözlülerde öğretmenin gözünden kaçabilmektir. İnce bir yapıya sahip olan Ercan sınıfta Davudi sesiyle dikkatleri çeker ancak şimdiye kadar şarkı söylemeyi denememiştir.
Arkadaşımızın bu kadar özelliğine el atmışken bir de hafta sonunu öğrenelim. Hafta sonunda ders çalışmaya TV’de McMillan bittikten sonra başlar ve ertesi güne yetiştirir. Her sene Tarih dersinde verilen ödevlerde öğretmenin verdiği konuları beğenmediğinden, kendi daha kolay bir konu seçip araştırma zahmetinden kurtulur. Bu az çalışıp başarılı olan arkadaşımızın ilerde arzu ettiği mesleğine kavuşup hayatın zorluklarını kolaylıkla aşmasını dileriz.
  947 BEYHAN ONUR
947 Beyhan Onur Bu arkadaşımız sınıfımızın sessiz görünen şahıslarındandır. Çok espritüel olmasına rağmen kendini adeta derslere vermiş ve “derste espri” yapanlar aleyhinde müthiş bir kampanyaya girişmiştir. Esprileri genellikle bilimsel yönden ele alır ve onları analitik olarak inceler.  İmtihan önceleri büyük vaad ve iltifatlara maruz kalan Beyhan imtihanlardan sonra ağlayıp, sızlanmayan sayılı kişilerdendir. Sınıfta en iyi karneyi getirmek cüretini gösterince bütün şimşekleri üzerine çekmiştir. Bu manevi baskıya artık dayanamayan Beyhan çalışma temposunu düşürmüş günde altı saatten fazla çalışmayacağına ve ikinci dönem karnesine Fen dersleri dışında kesinlikle “on” getirmeyeceğine sınıf huzurunda söz vermiştir.
Sabahları erken kalkmasına rağmen evden çıkış saati ile trafik sıkışıklığını bir türlü ayarlayamadığı için çoğunlukla derslere geç kalan Beyhan, Filiz ve Asuman’la çok iyi anlaşan ve hiç ayrılmayan bir grup meydana getirir. Sınıf arkadaşlarından bir yaş küçük olmasına rağmen son derece olgun bir kişiliğe sahip olan Beyhan’ın bütün yıl boyunca İstanbul ve deniz özlemi ile yandığı herkesçe bilinir.
Her yönüyle takdir ettiğimiz Beyhan’ı doktor olması için ne kadar kandırmaya çalıştıysak fayda etmedi. O yine Endüstri Mühendisi olmakta kararlı. Bu candan sevgili arkadaşımıza Endüstri Mühendisliğinde başarılar ve her isteğinin gönlünce olmasını dileriz.
  951 YEŞİM SAYAR
951 Yeşim Sayar Bizlere Afrika’nın kızgın çöllerindeki esmer dilberleri anımsatan Yeşim için 5’li gurubumuzun en hassas ve romantik elemanıdır diyebiliriz.
Dünya ilkel müziklerini geliştirme ve yayma çabasına girişmiş olan Yeşimimiz Afrika’nın en ücra köşelerinden sunduğu “tam-tam” yapıtlarıyla hepimize bu kültürü aşılamaya çalışmaktadır. Bu konserler sırasında aşırı konsantre olduğundan dikkati dağıtacak etkilere karşı vahşilere özgü tepkiler gösterir. Çoğunlukla Yeşim’in anlattığı bir konuyu anlayabilmek için o konuyu kendisinden daha iyi bilmek gerekir. Yeşim’in espri anlayışı da bizden çok değişik olduğundan, çoğunluk için çok soğuk olarak nitelendirilen esprilere katıla katıla gülmekte, böylece hayretlerimiz şaşırmaktadır.(!)
Onu çoğu zaman tenefüslerde kürsüye çıkmış heyecanla birşeyler anlatarak kendisini dinletmeye çalışırken görebiliriz. Fakat her ağzını açışında coşkun alkışlarla susturulduğundan; çevresindekileri “anti-medeni” insanlar olarak nitelendirir.  Hemen hemen piyasadaki tüm şarkıları kendisine mal eden Yeşim, bunları dinlerken “hayatımın şarkısı” diyerek hepimizi sükuta davet eder.
Tatlı Yeşim, senin için daha neler yazılmaz ki… Sınıfta uygun bir ortam bulmanın sevinci içinde tüm çılgınlığını ortaya koyduğun zamanları mı yoksa bizlerle sevinip, bizlerle üzülecek kadar iyi bir arkadaş olduğunu mu…  “Karaböcek”, tüm yaşamının pespembe olması dileğiyle…
  1064 REFİK RENDA
1064 Refik renda “Alllaaaahhh” Refik gene o bayıldığı narasını atmış ve ardından sınıfın olumsuz tepkisiyle karşılaşmak zorunda bırakılmıştır.
Sınıfımıza bu yıl gelen Refik aramıza katılmakta güçlük çekmemiş, açıksözlülüğü ve dürüstlüğüyle kısa zamanda sınıf sakinlerince benimsenip sevilmiştir.
Gerek oturduğu yer, gerekse derste konuşmaktaki ustalığıyla hocaların hışmını üzerine çekmez. Fakat özellikle jeoloji hocamızla çok iyi anlaştığı(!) sınıf sakinlerinin gözünden kaçmadı.
Başına buyruk olup kimseyi takmayan Refik, 1. dönem çok iyi niyetli bir çalışma temposuna girdiği halde – hocalarımızca yeterince takdir edilmediği gibi- yıldırılarak baltalanmıştır. Oysa ideali olan Endüstri mühendisliği için çok çalışmak niyetinde olan Refik, hocaların bu tutumunu kınamış ve protesto için tam 9 hafta Çarşamba günleri okula gelmemekle ulaşılması güç bir rekor kırmıştır.
Spor ile yakından ilgisi olan Refik bir ara Handball’de Ankara karmasına kadar yükseldiyse de zirvedeyken yıldızı kaydığından düşüp bayılmış ve böylece unutulmuştur.
O hiç eksilmeyen gülümsemesinin ve mutluluğunun sürekli olması dileğiyle…
  1092 RENAN ŞEKEROĞLU
1092 Renan şekeroğlu Derslerde masum bebek gibi görünür ve onun bu haline kananlar bir güzel avuçlarını yalarlar. Derslerde biriken enerjisi teneffüslerde çeşitli yollardan taa koridorlara taşar. Renan bir dersi kaçırmakla köprülerin altından bol suların geçeceğini bildiği için senelerdir devamsızlık hanesinde güzel bir sıfır görürüz (darısı bizim başımıza).
Renan’da sorumluluk duygusunun en mükemmel şeklini görebiliriz. Birçok arkadaşının “boşveer” demesine bakmadan ödevlerini muntazam olarak yapar. İşte bu bakımdan başı sınıfla azıcık belaya girer. Ödevini vereceği zaman her taraftan ültimatomlar, tehditler onu zor duruma sokarsa da o sevgili! arkadaşlarının nazik! ricalarını kıramayarak bize derin bir oh çektirtir. Ama zeki hocalarımız durumu kavramakta gecikmediklerinden ‘1’lerin üzerine bir bardak soğuk su içeriz. Renan imtihanlarda zor durumda kalanlara yardım etmeyi çok istediği halde bunu fiiliyata sokmaz çünkü hocaların kendisini hemen göreceğinden korkar. Sınıfın koyu Fenerbahçelilerinden olan Renan’ın en büyük arzusu ilerde iyi bir hariciyeci olmaktır. Bunu da başaracağına inanıyoruz. Sevgili arkadaşımız Renan’a hayatı boyunca mutluluklar ve başarılar dileriz.
  1104 ALİ TOKSOY
1104 Ali Toksoy Sınıfımıza bu sene gelen Ali Toksoy bilhassa soyadının güzelliği ile dikkati çekmiştir.
Griye ve üzeri yazılı kazaklara büyük bir hayranlığı olan Ali Toksoy pantolon yelek takımı ve siyah ceketi ile çok şık giyinir. Asıl yeri en arka sıra olmasına rağmen önlerde oturan Can ve Beyaz’ı sıkıştırmaktan büyük zevk duyar. Üçü de tahtadakileri çekelim veya not tutalım diye ızdırap çekmelerine rağmen çok sessiz! ve çok uysal! oldukları için hiç seslerini çıkarmazlar.
Çok iyi rol yapma yeteneğine sahip olan Ali başlangıçta sadece Figüran Osman’ın sıcak espirilerini sınıfta tekrarlamak gafletinde bulunmuş ve o üzüm gözlerini mor halkalardan zor korumuştur. Sonra daha da ileri giderek evde ödevlerini unutan masum arkadaşlarını teselli edip onları kahverengi mustangı ile öğlen eve götüreceğine söz vermiştir.
Kızların etek giymeleri gerektiğini savunduğu için etrafındaki bluejean’li kız arkadaşlarını kızdırıp sinir hastası yapmayı hobi haline getirmiştir. Yılbaşı tatiline kadar iyi gider dersleri bu tatilden sonra ufak çapta bir hastalık geçirmişse de Ali kısa zamanda bunları düzeltmeyi bilmiştir. Centilmenlik derneğinin 3/D temsilciliğini başarı ile yürüten Ali’ye bütün bir ömür boyu dilediğince güzel bir yaşam dileriz.
  1220 AVNİ ATABEK
1220 Avni Atabek Sınıfta dersin izlenememesinin nedenlerinden biri de en ön sırada 1.80 i aşan boyuyla görüşü kapayan Avni’dir. Avni aynı zamanda esprileriyle dersin akışını bir anda değiştirir. Ayrıca, yapılan esprileri anında kapar ve o şirin kahkahasıyla(!) espriyi yapanın bir daha aynı girişimde bulunmamasını sağlar. Ne zaman “Meysa” ya gitsek bir duvar ve bir kolonun oluşturduğu köşeye yerleşir. Öğle teneffüslerinde zengin dağarcığından seçtiği anılarıyla büyük bir grubu çevresine bağlar ve onlara neşeli dakikalar yaşatır. En yakın arkadaşı olan Haluk onun bahçedeki otları yok ettiğinden, Yeşim’de müzik çalışmalarını önlediğinden yakınırlar. Gerekli açıklama: Avni çok çalışkandır. Avni Yeşim’in mandolinini ufacık parçalara ayırmıştır. Aynı zamanda Matematik öğretmeni İrfan Bey’le her ders sohbet eder, birbirlerine takılırlar. Avni derslerdeki başarısını spor sahalarında da sürdürmektedir. Kimi zaman Avni üstte at altta kimi zaman da tam tersinin görüldüğü bir durumda engelleri aşarak her zaman birinciliğe ulaşır. Bu üstün başarısından dolayı milli takıma çağrılmıştır.
O.D.T.Ü.nün herhangi bir fakültesine kapağı atmak amacında olan Avni jeoloji çalışmalarını hızla sürdürmektedir. Aynı zamanda İrfan Bey’in her ders takdir ettiğini söylediği üstün zekasıyla bu amacını gerçekleştireceğinden eminiz. Avni’ye yaşam boyu sağlık, mutluluk ve başarılar dileriz!
  1224 CAN ERKİN
1224 Can Erkin Eğer boyunuz 1.80 den kısaysa sakın Can’ın yanına yaklaşmayın. Çünkü kendinizi hiç de iyi hissetmezsiniz. Sınıfımızın en uzun boylu “delikanlısı” olan Can 1.90 m olmasına rağmen hala boyunun kısa olduğundan(!) şikayet etmekte ve aynı zamanda çevresindeki bazı kişilerin aşağılık kompleksine kapılmasına neden olmaktadır.
Arkadaşlarının boyuna yetişmek için kambur durduğundan ailesinin korkunç tepkilerine maruz kalmaktadır. Sınıf penceresinden bahçede basketbol oynayanları seyrederken kendi deyimiyle içinin bir tuhaf olduğunu söyleyen Can’ın kıskandığı tek insan milli basketbolcu Doğan’dır. Bu sene ehliyet alan arkadaşımız son derece haşin ve gaddar araba kullandığından ve Ankara yollarında girmedik çukur bırakmadığından “çukur fatihi” unvanına layık görülmüştür. Sık sık sakal ve bıyık bırakacağını söylemesine rağmen yine de çok sevdiği arkadaşlarının ısrarlarına dayanamayarak ertesi gün sınıfa pırıl pırıl bir yüzle girmektedir. Derslerde attığı ilginç kahkahaları ve Cenk Koray’a taş çıkartan sıcak esprileriyle (!) arkadaşlarının sempatisini kazanmasına rağmen bu durum öğretmenlerimiz üzerinde ters etki yaratmaktadır. Özellikte İngilizce derslerinde ismini birkaç kere söyletmeden rahat edemeyen arkadaşımız sonradan “Görüyorsunuz ya ne kadar dikkati çeken bir çocuğum” diyerek tekrar güzel kahkahalarından birini kapıp koyvermektedir.
Koyu bir Ann Margaret hayranı olan Can’ın tüm yaşamını mutluluklarla ve büyük başarılarla dolu olmasını dileriz…
  1312 LEVENT KAHRAMAN
1312 Levent Kahraman Sınıfımıza bu sene katılan arkadaşımız, saçlarının modelinden dolayı Jül Sezar adıyla ün yapmış, fakat buna rağmen İngilizce hocamızın gözüne girmeyi bir türlü başaramamıştır.
Tartışmaların en büyük noktalarında ortaya attığı laflar, onun emeli olan Ahlak profesörlüğü yolunda emin adımlarla ilerlediğini bize yeterince göstermiştir. Avni’nin sıcak! esprilerine dayanmak için gösterdiği sabır dolayısıyla aldığı teneke madalyaların haddi hesabı yoktur. İnsanı konuşulan konuların havasına sokan güzel sesi, ahlak derslerinde daha da etkileyici olmuştur. Azimli, ciddi, iyi kalpli ve güler yüzlü olan arkadaşımızın bu güzel özelliklerinden çok saçlarının daima formda olması, bütün sene boyunca dikkatleri üzerinde toplamıştır.
Ahlak Profesörlüğü yanında extra bir meslek olarak Makina Mühendisliğini seçmek isteyen ve üniversite imtahanlarına oldukça iddialı bir şekilde hazırlanan bu arkadaşımız, bilhassa Tarih üzerine ihtisas yapmaktadır.
Beymen’lerle denize girmeyi ve Nuruhak’ı çok sever!!!!
Nöbetçi hocayı her sabah ziyaret edip son moda saç, sakal ve favori modellerini öğrenen bu arkadaşımıza hayatı boyunca başarı ve mutluluklar dileriz.
  1348 CENGİZ UTAŞ
1348 Cengiz Utaş … ve Tanrı Cengiz’i yarattı. Lise 1. sınıf için kayıt yaptırırken, kendisine müzik bölümünü seçmesini söyledik. Çok kızdı, hiddetlendi, bir ara saçları diken diken oldu ve bize dedi ki:
– “Şunu unutmayın arkadaşlar, her lisan bir insandır.”
Evet Cengiz üstadımız, diğer adıyla “PATRON” çok çok haklıydı. Müzik talebeleri üç senedir, Fransızcayı seçmedikleri için kafalarını taştan taşa vuruyor oysa “PATRON”, Fransızcadan her sene tıkır tıkır geçiyor(!) ve maşallah bülbül gibi de konuşuyor.  Cengiz, liseye başlar başlamaz o doğuştan sahip olduğu vahşi cazibesiyle kız arkadaşlarımızın hemen ilgisini çekmiştir. Oldukça espritüel olan Cengiz’in o kirli gözlük camları arkasında tertemiz kişiliği saklıdır. Cengiz’in dikkat çeken diğer bir yönü de kargaları bile ürkütecek nitelikteki sesidir. Cengiz’i şarkı söylerken duyan inekler altı ay sütten kesilirler.
Sanatla yakından ilgilenir. Son eseri “mumdan adam” heykeliyle sanatının zirvesine erişmiş ve kişiliğini, usta elleriyle, bizlere yansıtmıştır.
Bu sevimli arkadaşımızın en büyük arzusu tıp tahsili yapmak ve doktor olmaktır. İlk ve orta öğrenim yılları boyunca gösterdiği başarının yüksek tahsil boyunca da devam etmesini ve dilediği her şeye kavuşmasını temenni ederiz. Herşey seninle olsun Patron…
  1396 CEM SUNGUR
1396 Cem Sungur Kahkaha… Karakter… Jon.. İnek ve Zeki, terimleri Cem’i tanımlamakla beraber sınıf içinde daha değişik bir şekilde çağrılır, “Kaktüs”. Bu isim ona, kasırgaya bile bana mısın demiyerek istifini bozmayan, hatta Hint fakirlerini dahi ürküten o ipek gibi (!) saçlarına ithafen sınıf kararıyla verilmiştir. Kendisine çeşitli diş macunu firmalarından reklam teklifleri gelen Cem, vaktinin nakit olduğunu söyleyerek hepsini geri çevirdi. Bunun tek nedeni kendi isteğiyle bir buçuk yıl yarıaçık cezaevinde sarışın bir gardiyanın nezaretinde geçirdiği mahkumiyet devresidir. Bu sürenin sonunda gardiyanın görevi bırakması sonucu, Cem hürriyetine kavuştu ve sosyal ilişkilerini geliştirmeye başladı.
Sırf kendine piyano çalıyor dedirtmek için her Çarşamba kırk dakika kafa ütüler. Kendisi “başkan” sıfatıyla uyutulan Cem, sınıfın bütün ayak işlerine bakar. 3/D gibi bir sınıfa “susun” demek gafletinde bulunduğu zaman aleyhte tezahürat başlar.  Cem, angarya işlerden vakit bulabildiği zaman, koridordaki hoparlörlerin zıplayarak tozunu alır. Bu da oynamaya çalıştığı basketbolun güncel hayata yansımasıdır. Cem’in attığı kahkahalar yedi mahalleyi ayağa kaldıracak niteliktedir.
Doktor olmak arzusu ile tıbbiyeye girmek amacında olan, Cem’e bu emelini gerçekleştirmesini ve ilerde insanlık için yararlı bir kişi olmasını dileriz.
  1398 LEVENT ÖZKILIÇ
1398 Levent Özkılıç Sessiz ve derinden gelir Levent… Kimselere hissettirmeden halleder konularını… Kaçtığı zaman nereye gider acaba? Sorusunu ne uzak görüşlü idaremiz, ne de bizler cevaplandırabildik. Alacağı araba bu sakinlikle kullanılırsa, kazalardan uzak olacaktır kanımızca, tek dileğimizde budur zaten. Ehliyetli ve kazasız mutluluk dolu bir yaşam dileriz.
  1466 MEHMET SOFUOĞLU
1466 Mehmet Sofuoğlu Her nedense güzel fikirlerini bizlerden kaçıran, çapkın çapkın dünyayı izleyen Mehmet, neden sessiz olduğunu bizlere izah etmemiştir. Yeteneklidir, akıllıdır. Çünkü 3/D nin tüm faaliyetlerine katılır. Yıllar sonra bu sayfaları okuduğu zaman Kolejde geçen mutlu anılarını kendisinin hatırlamasına bırakır, tüm yaşamında mutluluk ve başarılar dileriz.
  1494 SELÇUK AKSOY
1494 Selçuk Aksoy İşte size Lise I ve II yıllarını ceylan çevikliğiyle sıçrayıp aşan dar görüşlü, geniş omuzlu bir aile çocuğu… Bu “ceylan” gence bu sene ilim aşkı ağır gelmiş ve bu genç kabiliyet akli ve morfolojik dengesini hafif tertip yitirmiş ve ağzı gözü kaymıştır. Şaka bir yana 3/D sınıfının bu popüler öğrencisi yalnız derslerinde değil ilgi duyduğu spor dallarında da başarılıdır, iyi basketbol oynayan Selçuk ilmin ağırlığı yüzünden potalara veda etmiştir.
Giyinmesini iyi bilir ve özen gösterir. Boş zamanlarını ise kolejimizin nice kabiliyetlerinin yetiştirdiği “FATİH” ilim ve irfan yuvasının yeşil sahalarında bilardo oynayarak geçirir.
Sıhhatine ve ciğerlerine çok düşkün olan bu arkadaşımız her teneffüs temiz hava almaya tuvalete koşar. Tenefüslerdeki ikinci görevi ise kendisini resmen tanıtan o narin (!) sesiyle nara atması ve bu yüzden Bahattin beyin gazabına uğramasıdır.
İlerde iyi bir doktor olmak isteyen arkadaşımız Ankara Tıp Fakültesine girmeye niyetlenmiştir. Kendisine Allah’tan sabır diler, acısını paylaşır. Bu kutsal idealine ulaşması ve başarılı olması en büyük dileğimizdir.
Herkes tarafından çok sevilen bu gamsız ve neşeli arkadaşımıza hayat boyu başarılarla, bizi unutmamasını dileriz.
  1542 SEMİH VARDAR
1542 Semih Vardar Yıl 1959, bekleme odasına telaşla giren hemşire, saatlerdir merakla beklemekte olan Semih’in babasına şu haberi verdi: “Müjde! Bir çift kulağınız oldu!”
Başarılı bir ilk ve orta öğrenimden sonra kapağı liseye attı. Lise I ve Lise II yıllarında Semih bambaşka bir kişiliğe büründü. Onu yoktan çıkan ve kendini bilime adamasına engel olan fazilet timsali (!) arkadaşlarıyla tanıştı.
Uzun saçın kendisine daha iyi gittiğini söyleyen Semih, sabahları bu yüzden kapıdaki kontrol görevlileriyle kovalamaca oynadı. Spora böyle başlayan Semih, daha sonra basketbol ve hentbol branşlarına transfer oldu.
Spor ve Müzik branşlarından başka, Semih edebiyata da eğilmiştir. “Sanat sanat içindir” görüşünü şiddetle savunur ve anlamını kavrayamadığımız şiirler yazar. Arkadaşlığa çok önem veren bir kişidir. Bu güzel meziyetlerini yaşamı boyunca sürdüreceğinden emin olduğumuz candan arkadaşımız için dileğimiz, ideali olan mimarlık öğrenimini başarıyla tamamlamasıdır. Yaşamının dilediğince gelişmesini temenni ederiz.
  1544 BEYAZIT ŞENER
1544 Beyazıt Şener Adının ne olduğuna karar vermek için bir çok açık oturumlar, tartışmalar yapılan Beyazıt’a Bayezit denilmesi için yapılan bütün ısrarlara rağmen arkadaşları Beyaz demeyi tercih ederler. Renksiz bir ada sahip olan Beyaz adıyla kontrast teşkil eden neşeli cıvıl cıvıl bir çocuktur. Nitekim geçen yaz almış olduğu ehliyeti en iyi şekilde değerlendirir ve her hafta sonu renk renk değişik arabalarla ve bayanlarla Çankaya’ya piyasaya çıkar. İleride hiç bir şey olmazsa şoförlük yapabilecek kabiliyete sahip olan Beyaz bunu daha şimdiden çok iyi ispat eder ve bittabi arkadaşları da taksi veya dolmuşa hiç ihtiyaç duymazlar.
Kim ne derse desin aşk için
Önce hoş sonra boş gelir
sözcüklerini dilinden düşürmeyen Beyaz Ankara’da kendine göre bir kız bulamadığını iddia ederek ve gelecekteki hayatına hazırlık olmak üzere ithalat yapıp işlek kafasını kullanmak istemektedir. Gerek derslerle gerek hocalarla çok iyi anlaşmasına rağmen “5” den şaşma “6” yı aşma prensibini uygulamayı tercih eder. Çok sevimli espiriler yapan ve çok güzel kahkahalar atan Beyaz’ı o güzel sesinden tanımamak imkansızdır.
Bütün arkadaşlar gibi Beyazıt’ında istediği bir üniversiteye girip ilerde iyi bir izdivaç yapmasını çağdaş toplumda sağlam bir yer elde etmesini ve ömür boyu mutlulukların onun peşini bırakmamasını dileriz.
  1740 DEMİR KARAOĞLU
1740 Demir Karaoğlu “Yemek” ve “Demir” birbirinden ayrılmaz iki kavramdır, öğle tatillerinde Demir’i arıyorsanız onu “Hüdaverdi” de şirketten (!) pizza yerken bulabilirsiniz. Bu işte onu hiç yalnız bırakmayan Tülin ve Fatma ile en kuytu köşelerde ateşli bir “pizza yeme” yarışına girişir.
Hepimiz imtihanların ve daha türlü dertlerin yükü altında ezilip gülmeyi unuturken, onun gülümsemesi hiç yüzünden eksik olmaz. Aklına estiği zaman yaptığı çeşitli “sıcak” espriler yüzünden bazen işitmediği laf kalmaz. Demir’e boş zamanlarında kışın kayak yapılan yerlerde, yazın da tenis kulüplerinde rastlamak mümkündür. Bu nedenle hocalarımızın özel hayatları hakkında epey bilgisi vardır.
“-Yaa, allahaşkına şu cebir’i bana bir özetlesene!” Demir yine cebir imtihanına iki dakika kala sıra arkadaşlarını çileden çıkaran garip bir istekte bulunmuştur. Kız arkadaşlarımızın şiddetle savunduğu “kadın hakları” konusunda “kadının yeri evidir” gibi iyi(!) fikirleri olduğundan bir kazaya kurban gitmekten zor kurtulmuştur.  Demir’in hafta sonlarında ne yaptığı meçhuldür, ama ara sıra onu Çankaya sırtlarında yeşil Mercedes’iyle görenler olur. Böyle zamanlarda yürümekten bunalan veya soğuktan titreyen arkadaşlarını kırmayarak onları taksi ve dolmuş arama zahmetinden kurtarır.
Dileriz o şirin tebessümün ve gamzelerin hiç bir zaman yüzünden eksilmez. Hayat boyu mutluluklar, seni hiç unutmayacağız…
  1813 FİLİZ SÜLLÜ
1813 Filiz Süllü Bu arkadaşımızı son derece orijinal fikirleri ve zevkleriyle herkesten ayırt etmek mümkündür. Yürüyerek dünya seyahatine çıkmak gibi çılgın fikirler hep Filiz’in başının altından çıkar.
Son derece canayakın ve arkadaş canlısı olan Filiz’in okula gelir gelmez ilk işi, sınıftaki bilimum gazete ve dergilerin bulmaca sayfalarına el koymak olur. Daha sonra Beyhan ve Asuman’la birlikte bunları çözerken Türkçemize yepyeni sözcükler kazandırır!!
Filiz’ciğimiz çok güzel pasta yapar, ama bazen ölçüleri karıştırdığından, yaptığı pastaların hepsini kendisi yemek zorunda bırakılmak gibi korkunç bir cezaya çarptırılır.
Boş zamanlarında en büyük zevki acayip resimler yapmak olan Filiz’in, bu ilginç çalışmalarını genellikle Asuman’ın defterleri üzerinde sürdürmesi nedeniyle, yakın bir gelecekte korkunç bir cinayete kurban gitmesi kuvvetle muhtemeldir.  Denize olan aşırı ilgisi onu bu konuda geniş bilgi sahibi olmaya yöneltmiştir. Bu ilgisi odasının dekore ediliş tarzından da kolaylıkla anlaşılabilir. Nereye baksanız ya bir takım garip deniz hayvanları ya da sırıtan yengeçlerle karşılaşırsınız.
Bu çok yönlü arkadaşımıza bütün bir ömür boyu mutluluk ve basarılar dileriz.
  1819 ASUMAN KOÇER
1819 Asuman Koçer Sert iklimin insanı sert olur derler ama arkadaşımız bu söze her yönüyle tam tezat teşkil eder. Ilıman bölgelerde bile böylesine tatlı, böylesine hoşgörülü kimselere rastlamak gerçekten zor.
Her yeni güne yepyeni bir rejimle başlayan Asu’muzun rejimi ilk dört dersle birlikte biter. Ertesi gün yeniden rejime başlamak üzere kesin (!) karar aldıktan sonra, öğle paydosunda bol bol tatlı yer.
“Tarih çalışırken hayal kurma” ekolünün kurucusu ve en kuvvetli savunucularındandır. Bu yüzden çalışmak için kırk saat masanın başında oturmasına rağmen konuları sonuna kadar bitirebilmek mutluluğuna bir türlü erişememiştir.
Yumurta pişirmekten bile bihaber olan arkadaşımız yemek yapmaya aşırı düşkündür. Bilhassa annesinin evde olmadığı zamanlarda kimsenin yemeye cesaret edemediği yemekler yaparak annesinin yokluğunu hiç hissettirmez!!!  Asuman hayatı, insanları çok sever. Yaşadığı şartlar ne olursa olsun daima mutlu olmasını başarabilen nadir insanlardandır.
Sınıfın dışına kadar taşan şen kahkahalarıyla herkes tarafından tanınan Asuman’ın bu kahkahalarının bütün bir ömür boyu sürmesi ve başarılarının devamı dileğiyle…
  1877 HÜRRİYET BİLGİÇ
1877 Hürriyet Bilgiç Okula geliş saatleriyle evden çıkış saatini bir türlü ayarlayamayan ve çoğunlukla okula geç teşrif eden tatlı Twiggy’miz…
Ön sıralarda oturanların genellikle sessiz ve ilgili olduğu düşünülürse de Hürişkomuz bu kaideyi bozmuştur.
5’li grubumuzun yaptığı azgınlıklar sırasında Bahattin beyle en çok karşılaşma gafletine düştüğünde, saklanmak için sıranın altına girdiğinden boynunda boyca uzama görünmüştür.
Unutulmaz Uludağ gezimizde yorgunluktan otobüste uyukladığımız anlarda “Ne kadar otsunuz uyanın” diyerek birçok arkadaşımızın sempatisine hedef oldu Hürriyet, daha sonraları bunun cezasını karlar arasında çekerek Ankara’ya sesi kısılmış bir halde dönmek zorunda kalmıştır.  Son zamanlarda ehliyet alma sevdasına kapılan arkadaşımız genellikle yol yerine çalılarda dolaştığından, can ve mal emniyetiniz için ileride vuku bulacak her hangi bir olaya karşı uyarırız…!  Voleybol sayesinde Türkiye’nin hemen hemen bütün illerini gezen Hürriyet bizlere sık sık kalkık parmaklarını göstererek bunun voleyboldaki başarısının sonucu olduğunu söylemektedir.
Hürriyetimizin hayattaki engelleri beden derslerinde yaptığı uzun atlamalar gibi kolayca aşmasını dileriz.
  1879 AYŞE YOLAGELDİLİ
1879 Ayşe Yolageldili İlerde bir köpeğiniz olursa ve ondan herhangi bir şikayette bulunursanız, derhal tek ideali “köpek psikiatristliği” olan Ayşeciğimize götürmeniz tavsiye olunur. Kendileri; bu aşırı sevgisini sokak aralarında bile sürdürerek yoldan geçenleri oldukça eğlendirmektedir.
İki senedir ön tarafta hocalara çalışkan olarak tanınmak istemesine rağmen, Hürriyet’le birlikte yaptığı azgınlıkları gizleyemediği için bu çabasında başarılı olamamıştır. Yakın arkadaşlarının mideye olan düşkünlüklerinin sıkıntısını zavallı Ayşe çekerek sonunda isyan etmiş ve onlara uymayarak rejim yapmaya karar vermiştir. Bu yüzden öğlen tenefüslerini Meysu’da çayını yudumlayarak geçirmektedir.
Kollektif çalışma arkadaşımıza çok iyi alışkanlıklar kazandırdı, bu sayede “Uykusu gelen bir insan nasıl uyutulmaz?” adlı bir sanat şaheseri yazmaya başladı. Masum yüzüyle son derece sessiz ve de sakin görünümünü verirse de, bilhassa boş derslerde 5’li gurubumuzun sabunball maçlarının en azgın ve en fazla sayı atan elemanıdır. Herşey bir yana tatlı Ayşemizin kalbi hakiki arkadaş sevgisiyle doludur. İnsanlara yardım etmekten büyük zevk duyan, hayatı, gülmeyi, tabiatı velhasıl yaşamayı pek çok seven canımız Ayşemize bol müzikli, gitarlı ve başarılı bir hayat diliyoruz.
  1883 FÜSUN BELLİOĞLU
1883 Füsun Bellioğlu Kendi kendine garip şarkılar mırıldanarak, anlamsız bir şekilde dolaşmakta olan birini görürseniz bilin ki bu bizim Füsun’dur. Onu çoğunlukla derslerde madde ötesi bir dünyaya dalıp gitmiş veya sınıfın nadiren sessiz anlarında avazı çıktığı kadar bir uçtan bir uca bağırırken görebiliriz… Ders esnasında sorduğu ilginç sorular, dersle olan ilgisini ölçmemize yaradığı gibi, başkalarının, ilgisini dağıtmakta da birebirdir.
Her ne kadar ona şaşkın derlerse de bizler onun olağanüstü bir fen kafasına sahip olduğundan eminiz.
İdeali Florance Nightingale Yüksek Okulu olan Füsun’umuza iyi seanslar!
  1935 LALE KAYA
1935 Lale Kaya Betimlemesini yapmaya gerek yok çünkü yandaki fotoğraf bu işlevi üstendi. Eğer bu ufak yazı yıllar sonra Lale’yi anımsatması için yazılıyorsa fotoğrafının yeterli olamayacağı da bir gerçek. Ancak bir diğer gerçek de onu tam anlamıyla tanıyabilmenin çok az kişi tarafından başarıldığı, üstelik Lale bireyi açıklamaktan uzak olan “Cici”, “sevimli”, “neşeli” gibi sözcüklerle burayı doldurmamamı istedi. O, bunları kendi dünyası içinde anlamsız buluyor. Lale’nin kurduğu, tek kahramanının kendi olduğu, yalnızca yakın bulduklarının girmesine izin verebileceği bir dünya. Bu dünyada Lale idealist, aynı zamanda ideallerini gerçekleştirebileceğine olan sonsuz inancı yüzünden de güçlüdür. Bu dünya onu çevresinden de soyutlar ister istemez. Ama bu olgu Lale’yi yıkacağı yerde daha da güçlü kılar. Ve senelerdir Lale’nin eğlencesi de özel yaşantısı da bu kendi yarattığı dünyanın içinde yer alır. Tek başına boş zamanlarını değerlendirme tutkusu onu gün geçtikçe daha fazla sanata yaklaştırdı. Sanat ise onu çevreden koparıp, duygu ve düşünceleri ile basbaşa kalmaya zorluyor. Böylece Lale mutlu ve gerçekten verimli olduğuna inandığı yaşamını sürdürüyor. Dilerim tükenmez görünen gücü ona ömrünün sonuna dek yetsin. Birşeyler başarabileceğine olan inancı ise hiç sarsılmasın.
  1953 ŞEBNEM BORA
1953 Şebnem Bora “Hayır, ne münasebet!!…” sesleriyle avaz avaz etrafa yetişmekte olan bir ses… İnandığı, doğru bulduğu şeyleri olanca gücüyle savunmaktan çekinmeyen tatlı, güzel Şebo’muz…
Yıllar geçse de senin İrfan Hoca’ya “Yaa Hocam, yavaş yazın, bekleyin, durun” diye çırpınışlarını; tarih derslerinden evvel elinde pek sevdiğin kitap, çalışmak için kendini öğle yemeklerinden kısıtlayarak apar topar sınıfa döndüğünü ve her defasında sözlüye kalkmanın sana malum olduğunu unutmayacağız.
Şebo her zaman taralı, değişik şekillerdeki saçlarıyla “vahşi güzelliğin” sembolü olmuş ve sınıfa girdiğinde hayran bakışlı kafaların kosinüsüde 0° olmuştur.
Şebo çoğu kez öğlen tatillerinde bizlere gezilerinin unutulmaz anılarını anlatarak zevkle geçmesine ve gittiğimiz yerlerde gülmekten etraftakilerin hoş (!…) bakışlarına hedef olmamıza sebep olmuştur.
Basket sahalarını titreten koşusuyla ve rakiplerini inleten faulleriyle çok iyi bir sporcu olduğunu kanıtlamıştır. Ayrıca maçların da alışılagelmiş simalarındandır.
Parçalanmaz 3/D sınıfının iyi kalpli, neşeli ve doğru sözlü üyelerinden olan Şebnem’imizin gelecekle ilgili planlarının hepsinin gerçekleşmesi ve arzu ettiği herşeye kavuşması dileğiyle.
  2040 ERGUN ÇEVİKEL
2040 Ergun Çevikel “Lavuk, lamiamısın…” gibi garip sözlerin mucidi arka sıralarda oturan Ergun’dan başkası olamaz. Sınıfımıza bu sene gelmesine rağmen çok kısa bir zamanda 3/D nin sevilen üyelerinden biri haline gelmiştir.
“Uslu erkekler 5’lilerine (!…)” katılarak onlarla birlikte bilardo masalarının vazgeçilmez müdavimi olmuştur…
“Her Türk çocuğu bir askerdir” diyerek Milli Güvenlik derslerine özel bir ilgisi olan Ergun bu derste kitaptan parça okumayı çok sevdiği gibi sorduğu sorularla da albayımızın ilgisini çekmiştir.
Çok iyi kalpli olan bu arkadaşımız aynı zamanda çok zeki olup, Tarih ve Sosyolojiyi çok sevmesine rağmen, bunlardan iyi not alamamasının sebebini kendisinde fen kafası bulunuşuna bağlamaktadır.
Onun diğer bir özelliği de yardımsever olmasıdır. Okul dışı yaşamında ve imtihanlarda bunu çoğu kez ispatlamıştır. Günlerini genellikle cebir problemleri ve zeka testleri çözmekle geçiren Ergun bütün bir haftanın yorgunluğunu Cuma akşamları çıkarttığını söylemesine rağmen nerede olduğu meçhuldür. (İç bade, sev güzel var ise akli şuurun, Pazartesine imtihan varmış ne umurun.)
İdeali fen adamı olmak olan Ergun’umuza tüm arzularının gerçekleşmesi dileğiyle…
  2061 FÜGEN TUNÇOK
2061 Fügen Tunçok Basket, antreman ve maçlar!  İşte Figen’in hayatının en önemli kısımları. Spordaki başarılarına rağmen mütevaziligi hiç bir zaman yitirmeyen 3/D’mizin tatlı üyesini Pazartesi günleri sınıfa girdiğimizde hummalı bir biçimde hafta sonlarındaki maçların tartışmasını yaparken görebiliriz.
Hergün elinde bir defterle sınıfa girer (C.I.A, bu defterin işlevi konusunda araştırma yapmaya başlamıştır!) ve F-15 no’lu koltuğa oturarak olayları izlemeye başlar. Öğrenciye komik gelen fakat her nedense! hocalar tarafından pek beğenilmeyen olaylara sırıtması bilhassa Kimya hocasının tepkilerine yol açar.
Aslında kötü bir belleğe sahip olmamasına rağmen imtihan günlerini bir türlü aklında tutamayan bu arkadaşımızın her yıl sınıfını paşa paşa geçmesi sınıfı hayretler içinde bırakmakta ve arkadaşlarının ayak parmaklarını ısırmalarına neden olmaktadır. (Dikkat! Dikkat! 2 adet büyük, 1 adet küçük ayak parmağı aranmaktadır!).
Senelerdir at kuyruğu yaptığı saçlarını açtırmayı bir türlü başaramamıza karşılık “bırak ağbi yaa!” demekte ve böylece saçlarına “ısrarlı” bir hava vermektedir.
Parçalanmaz 3/D’mizin bu şirin sporcusuna hayatta her dileğinin gerçekleşmesini ve ömür boyu mutlu olmasını dileriz.
  2205 GÜLSEN DEMİR
2205 Gülsen Demir İnsanları sevme yeteneği günümüzde öylesine az kişide var ki, dolayısı ile yaşamı da seven bu kişilere hayran kalmamak elde değil. İşte Gülsen de böyle bir kız…
Karadenizlilerin hoş sohbet oldukları söylenir. Gülsen’de bu özelliği kanıtlamak için ders saatlerinden faydalanır… Ancak, Karadenizlilerin ders çalışmayı sevmedikleri hakkında bir söylenti duymadık henüz… Gülsen gibi bir iki arkadaş daha tanırsak, bunu da bir özellik olarak kabul edeceğiz. Gülsen, ders kitapları içinde boğulup kalmaktansa, kendine pratik hayatta daha fazla yarar sağlayacak şeylerle uğraşmayı yeğler. Örneğin, ders kitapları dışında eline hangi kitap geçerse okur…
Aile kavramının onun için ne kadar değerli olduğunu anlamak tanıyanlar için hiç de zor değil. Aynı değeri ve bağlılığı arkadaşlarına da gösterebildiği bir gerçek. Gülsen, bireysel üstünlüklerin arkadaşlıktan daha çok değer görmesine karşıdır. Ona göre önemli olan çevresi tarafından içtenlikle sevilmek ve çevresine yararlı olabilmektir. Gülsen; yaşamını, yalın ve yapmacıktan alabildiğince uzak sürdürebilmek için çabalar. Bunda başarılı olduğu sürecede mutludur. Sonuna kadar mutlu olması dileğimiz…
  2209 TÜLİN DALKILIÇ
2209 Tülin Cankılıç Sınıfımızın en neşeli üyelerinden olan sevgili Tülin’imizin Haluk Sancar ile yaptığı “tebeşir savaşları” yüzünden arada kalan ve olayla ilgisi bulunmayan kişilerin canının yandığı çok olur.
Tülin, her ne kadar şimdiye kadar hariciyeci olmak gibi bir istekte bulunmadıysa da, bu konuda yetenekli olduğu herkesçe bilinir. 3/D’nin sınıflararası ilişkilerini düzenleyen Tülin’i sık sık değişik sınıflarda defter, kitap ve 40 dakika boyunca özlediği arkadaşlarını ararken bulabilirsiniz. Ayrıca geçen sene sınıfımızın üst katta olmasından yakınmasına ve merdivenleri çıkaçıka “zafiyet” geçireceğinden korkmasına rağmen, bu sene neden sık sık üst katları ziyaret ettiği de meçhuldür.
Parlak renklere düşkün olan Tülin’in, bu sene zevkine okulda uygulama alanı bulmasına imkan verilmediğinden bütün hıncını sırasından almıştır. Bu ise kahverenginin “moral bozucu” olduğunu iddia etmekten başlayarak sırayı önce hatıralarıyla, sonra renkli çıkartmalarla doldurarak devam etmiştir.
Her zaman sevgi ve neş’e dolu olan Tülin’e dilediğince renkli, mutlu ve her günü tam anlamıyla yaşanmış bir hayat dileriz.
  2224 HALUK SANCAR
2224 Haluk Sancar Fizik derslerinde herkes konsantre olmuş, ders dinlerken “Ama hocam, anlamıyoruz ki!” diye bir ses… İşte Haluk!
O sevimli esprileri ve şirin kahkahaları (!) ile derhal dikkati çeker. Tek zayıf noktası, en ufak bir el hareketinde gıdıklanarak garip kahkahalar atmasıdır. Bunu öğrenen bizler de onunla uğraşmadan duramayız.
Herkes tarafından merakla izlenen bir konu da, Haluk’un bütün hocalar tarafından sevilmesidir. Bu da haklı olarak onu kıskanmamıza (!) neden olur.
Çoğu zaman Haluk (bilhassa ilk dönem) derslerin boş olduğunu iddia ederek öğleden sonraları okulu kendi kendine tatil eder ve beyaz Renault’u ile Çankaya’ya hava atmaya gider. Avni ile çok iyi arkadaştırlar ve iyi anlaşırlar. Bu arkadaşlık derslerde de ilginç bir şekilde devam ettiğinden bir çok kereler ders sonunu bekleyemeden kendilerini dışarıda bulurlar.
Tebeşir savaşlarının baş kahramanı olan bu arkadaşımızın, bundan sonraki yaşantısında şu andaki gibi mutlu ve güleryüzlü olmasını dileriz.
Likesi Mehtap-yıldızlar (!!?), sağlık topları.
  2266 CAN SANCAR
2266 Can Sancar Aramıza bu sene katılan Can sessiz, sakin, beyefendi bir arkadaşımızdır.
Hollanda’nın saf Holştayn inek sütleriyle beslenmiş olması nedeniyle oldukça iri yapılıdır. Devamsızlık hakkını tamamladığı için okulun son günlerini sevgili sınıfında geçirmeyi tercih etmektedir. Can’ı sırasından uzakta görmek pek mümkün değildir. Bu bağlılığından ötürü olsa gerek, İrfan Bey’in tüm sözlü tekliflerini büyük bir ciddiyetle reddetmiştir.
Can’a dilediğince mutlu ve başarılı bir yaşam dileğiyle…
  2294 ŞAFAK DAĞLI
2294 Şafak Dağlı (Espiritüel, neşeli)n + (Zeki)3 + hocaları sorularıyla çileden çıkaran + ders dışı uğraşılara vakit bulabilen: Şafak. Bu çok bilinmeyenli denklemi nasıl çözdüğüne biz de İrfan bey de çok şaştık. Şafak sınıfın çalışkanlar grubundan olmasına rağmen, bu sene kimyanın gazabına uğramıştır. Ama kimyasının ikinci dönemde çok iyi olacağından eminiz. Şafağın yardımseverliğini hiç kimse inkar edemez. Özellikle matematikten sözlüye kalkanlar Şafağa göz atmadan edemezler. O da İrfan Beyin gözünün içine baka baka problemleri çözmeye çalışır. Şafak hiç kimseden, hiçbir şeyden en öndeki sırasından şikayet ettiği kadar şikayet etmemiştir. Sabahleyin geç kağıdı alması gereken herkes paltosunu, kitabını sanki vestiyermiş gibi Şafağın sırasına bırakır. O da hergün “Bu sırayı değiştireceğim” diye söylenir fakat derslerdeki ve yazılılardaki yararlarını hatırlayınca bundan vazgeçer.
Arkadaşımızın yan uğraşlarından biri keman çalmaktır. Evlerinde komşularına neşeli dakikalar geçirttirir. Tenefüslerde de Renanla birlikte TV dizilerinin müziklerini ve meşhur parçaları ıslıkla çalarlar. Bazı hocaların angaryaları yüzünden okula geç kaldığı çok olmuştur. Tarih ödevi yapmaya da bayılır. Büyük bir iştahla konulara saldırır, gece yarılarına kadar uğraşır. (Vah yazık). Şafağın tek arzusu neşteriyle hastalarını kesip biçeceği günleri görebilmektir. Sevgili arkadaşımıza sonsuz mutluluklar, başarılar dolu uzun bir yaşam ve iyi bir meslek hayatı dileriz.
  2301 AYŞE ATAY
2301 Ayşe Atay Ama Eogoo!… Bir şirinlik muskası olan Ayşemizin en çok kullandığı, ama ne anlama geldiği belirsiz sözcüklerden bazıları
“Canımız biz, ölümü ye vb.”  (!..,) sonra kitap defter savaşının başlatıcılarından olur genellikle. Bu kanlı çatışmayı sınıftaki bazı arkadaşlar can ve mal güvenliği kalmadığı gerekçesiyle terkederler. Sınıfta kalmak gafletinde bulunanlarsa bu savaşı biraz korku, biraz heyecan ve biraz da hayranlıkla izlerler.
Gülmek, daima gülmek parolasını benimseyerek sınıfın neşe kaynağıdır, Ayşemiz. Onu ciddi bir şekilde görmek henüz bazı arkadaşlara nasip olmadı bugüne dek.
Buraya kadar abartarak anlattığımız mavi gözlü, güzel, şirin Ayşemizin diğer bir önemli özelliği de sanatçı kişiliğidir. Her fırsatta gizli kalmış bir kabiliyet olduğunu savunur. Mani dalında verdiği örnekler otoritelerin bu daldan soğumasını sağlar, fakat resim dalındaki başarısı birçok haklı takdir toplamasını sağlayacak kadar güzeldir.  Sanat kadar spora da düşkün olan bu arkadaşımızı basket sahaları ve hafta sonları maçlarda görmeniz mümkündür.  Yaşantısını İstanbul’da devam ettirmek isteyen geleceğin bu şirin mimarına sonsuz başarı ve mutluluklar dileriz.
O gülen gözlerinden neşe hiç eksilmesin…
  2372 SİNA UÇKAN
2372 Sina Uçkan Sina’yı tam anlamıyla tanıyabilmek için ona yakınlaşman, okul dışındaki yaşantısını da bilmeli. Ciddi, ağırbaşlı, sakin bir insan olan Sina, okulumuz yaramaz sınıfıyla taban taban’a zıt düşmesine rağmen, son derece uyumlu olması bizleri hayli şaşırtmaktadır. Sınıf faaliyetlerinde eksik olmaz, sessizce olayları izler.
Sevgili Sina’ya hayatta başarılar dileriz.
  2496 SEMİH ERGUN
2496 Semih Ergun Aramıza bu yıl katıldı Semih. Başlangıçta tanımakta güçlük çektiysek de tanıdıkça benimseyip sevdik, yeni yeni yönlerini keşfedip daha da yakın bulduk onu kendimize. Ve bir gün bir de baktık bizden çok bizim olmuş Semih.  İçtenliğini, yakınlığını, dost canlısı olmasını saklamak istercesine sessiz, sakindir. Oysa bu görünümüne karşın hiç bir haksızlığa fırsat vermeyecek bir dürüstlük, bir hakçalık vardır yapısında.
Arabalara olan tutkusu rallylere olan tutkusuyla bir olunca arabasına binenlerin kalbi sıkışma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Trafik polislerinin tüm yalvarmalarına karşın ne kırmızı ışıklarda durmayı ne de 80 km nin altına düşmeyi sever Semih.  Genellikle sessiz olmasına karşın derslerde her nedense hocalarımız tarafından konuşuyormuşçasına kınanır. Bazı çevreler bunu yanında oturan hiç de konuşkan olmayan (!) Mustafa’ya bağlıyorlarsa da biz buna katılmıyoruz(!).  Dersleri 1.Dönem pek başarılı gözükmediyse de bunun tek nedeni ilgisiz tutumuydu. Gerçektende doğum gününü unutacak kadar ilgisizdir Semih, inanıyoruz dilerse başarır.  Gün gelip bu yıllığı karıştırırken ya da söyle bir toz alırken geçmişten dürüstlüğün, hep kendinden birşeyler verme tutkunla, dostluğun, arkadaş canlılığınla anımsayacağız seni. Her halde şaşkınlığımızı da anımsamadan geçemiyeceğiz, cesurca, dürüst çıkışlarına. Ve sanırız bir garip kızgınlıktır duyacağız yitip giden zamana.  Sana dilediğince hızlı bir yaşam ve umduğunca hakça bir dünya diliyoruz. Umarız bulursun aradığını ve mutlu olursun gönlünce, dilediğince.
  2498 NURUHAK MÜFTÜOĞLU
2498 Nuruhak Müftüoğlu 3/D deyince akla yaramazlık gelirse de yaramazların başında tepesi atınca dahi sesi çıkmayan, yavaştan yavaşa yaramazlığa tüm gönlüyle katılan Nuruhak’ı unutmak olur mu? Nelerden hoşlandığını bilmeyiz ama şamatasızca yaramazlıktan hoşlandığı kesin. Sessin sakin duruşlu 3/D nin tüm işlemlerinde katkısı olan Nuruhak’a ömür boyu mutluluklar dileriz.
  2504 MURAT GÜRZUMAR
2504 Murat Gürzümar Arkadaşımız 3/D ye 2-S den transfer olmuştur. 3/D deki arkadaşlarına biraz yabancılık çektiğinden marifetlerini bu sene pek ortaya koyamamıştır. 1-N ve 2-S nin en muzur çocuğu olarak kabul edilirken, bu sene süt dökmüş kediye dönmüştür. Kendisi bu durgunluk devresini yaşlanma ve formdan düşme olarak tanımlamakta ve bayağı üzülmektedir.
Murat her zaman vaktinin az, günlerin kısa olduğundan yakınmakta, bir günde hiç birşey yapılmadığı tezini savunmaktadır. Ona göre bir günde en az aşağıda sayacaklarım yapılmalıdır. Fotoğraf çekmek, banyosunu yapıp basmak, müzik dinlemek, kayıt yapmak, process yapmak, kitap okumak ve en son ders çalışmak. Arkadaşımız bu idealini gerçekleştirmek için her zaman birşeyle uğraşmakta olduğundan hiç boş vakti olduğu görülememiştir.  Murat her konuya el atmıştır. Kolleksiyonları çok çeşitlidir. Pek çok sayıda kaseti, balığı, kendi çektiği fotoğrafları, bir sürü negatifi, büyük ihtimamla korunmuş, ciltlenmiş mecmuaları (Doğankardeş, Binbir Roman, Playboy, Penthouse), tonlarca anahtarlığı, vidası, teli, çivisi, daha aklınıza ne gelirse hepsinden bol sayıda ve de kaliteli olarak vardır.
Arkadaş görüldüğü gibi pek çok yönlüdür. Bu çok yönlü, çok az vakitli, iyi niyetli arkadaşımıza başarılı, mutlu, uzun bir ömür dileriz. z.
  2516 ALİ BESEN
2516 Ali Besen Aramıza bu sene katılan Ali’nin ilk dikkatimizi çeken yanı güzel konuşması oldu. Hepimiz sözlülerde ne yapacağımızı kara kara düşünürken Ali, vakti doldurmayı çok iyi bilir.
Edebiyatta, özellikle şiir ve tiyatroya oldukça meraklı ve bu konuda yeteneklidir. Onu sık sık kuytu köşelerde arkadaşlarıyla konusunu bir türlü anlayamadığımız konuşmalar yaparken görebilirsiniz. Sınırsız hayalgücü ve güzel konuşmasıyla hemen hemen herkesi ikna etmeyi başarır.
Özellikle sabahları ilk derslerle arası pek iyi olmadığından Ali’yi saat 9’dan önce okulda görmek pek mümkün değildir.
Hayallerinin gerçekleşmesi ve hayatı boyunca başarılı ve mutlu olması dileğiyle…
  2594 BAHADIR NALBANTOĞLU
2594 Bahadır Nalbantoğlu Sınıfın popüler simalarından olan Bahadır, temiz kalbi ve saflığıyla arkadaşlarının gönlünü kazanmıştır.
Arkadaşları arasında dans hocası ve müzik albümü gibi sıfatlarla anılır, bunun nedenini anlamak için kendisini dans ederken görmeniz gerekir. Özellikle Uludağ gezisinde bu hüneriyle okul müdürünün dahi takdirini kazanmıştır. Bu yüzden arkadaşları onun bazı sabahlar geç kalmasını diskoteklerin daha kapanmamasına bağlamalarını haksız göremeyiz!!!
Aynı zamanda başarılı bir öğrenci olan Bahadır, Sosyoloji ve Ahlak derslerini aşırı derecede çalışmasından dolayı diğer derslerinden ara sıra sıkıntıya düşmektedir.
“Sosyoloji, Mantık ve Ahlak gibi derslerin hocası olmak istiyorum” der…se de inanmayın.
Sempatik arkadaşımızı üzen tek konu ise bazı derslerine gerçekten çok çalışmasına rağmen şanssızlıklardan dolayı umduğu notu alamamasıdır ve bu yüzden ne kadar yakınsa azdır.
İleride en büyük arzusu hariciyeci olmaktır. Bu arzusunun gerçekleşmesi, başarılı ve mutlu bir hayat sürmesi bütün 3/D’lilerin en büyük dileğidir.
Herşey gönlünce olsun…
  2630 MUSTAFA İPER
2630 Mustafa İper Okul açıldığı gün “Çalışın dostlar çalışın, benim tatilim şimdi başlıyor” diyen birini görürseniz o Mustafa’dan başkası olamaz. Gerçekten de 360 gün dinlenip 5 gün çalışmayı kendine prensip edinen Mustafa’nın tatil günleri -her nedense- okulun açık olduğu zamanlara rastlar.
Gerek haziran gerekse eylül sınavlarına abone olan Mustafa’ya soracak olursanız ikmallerde kendisine 8 ay hizmet eden okulunu ziyaret etmek amacıyla hazır bulunmaktadır.
Sene içi sınavlarından genellikle -eğer okuldaysa- bir önceki teneffüs haber alır. Fakat ikinci dönem iyi niyetli bir çalışma temposuna girdiği dikkatimizden kaçmamıştır. Herşeye karşın araba konusundaki geniş bilgisini ders çalışmak için oturduğu akşamlara borçludur ve her nedense hazırlıksız kalmak zorunda bırakıldığı sözlüler böyle akşamların sabahlarına rastlar.
Her zaman neşeli olan Mustafa’yla ciddi konuşmak olanaksız gibi görünse de gereksindiğimiz zaman dertlerimize ortak olup, bize yardım etmekle dostluğunu kanıtlamıştır.
Pek sevdiğin arabanla kazasız, pek sevdiğin insanlarla sevgi dolu mutlu ve uzun bir yaşam dileriz sana.
  2712 CİHANGİR İSLAM
2712 Cihangir İslam Bundan üç yıl kadar önceydi. Liseye yeni gelmiş öğrencilerden oluşan cıvıl cıvıl bir sınıf… Bu sınıfın lisede ilk dersi çoktan başlamıştı. Dersin ortalarına doğru 3 numara saçlarıyla, mahçup ve masum bir edayla adeta bir sırık içeri girdi ve köşede kırık bir sıraya ilişti. Utandığı için hiç kimseyle konuşmaya cesaret edemeyen bu Anadolu çocuğu, teneffüslerde doğal ihtiyacını giderdikten sonra tekrar o köşedeki kırık sırasına otururdu. Onun için dünya fani, herşey boştu.
Lisenin ilk yılında güzel esprileri ve derslere ilgisi (!) ile sevgili öğretmenlerimizin çok cazip bulduğu Cihangir, o sene Haziran’da çalışmak zorunda kaldı ve çalıştı da.
Sarışın, güzel gözlü, keza yakışıklı olduğunu söyleyen Cihangir en çok tarih dersini sever. Binaenaleyh, bu derse kendini o kadar çok kaptırmıştır ki, kendini kimi zaman Sappilulliuma, kimi zaman Napolyon, çoğu zaman da Atatürk zanneder.
Müziğe, müzikten çok Ajda’ya tapan Cihangir, her beğendiği şarkıya her seferinde “İşte bu benim şarkım” demesiyle soğuk bir tepkiyle karşılanmasına rağmen o, sıcak esprileriyle bu soğuk tepkiyi ısıtmasını bilir.
Temiz kalpliliği, iyi huyları. güzel esprileriyle aramızda sevilen arkadaşımıza Cenab-ı Haktan mutlu, sağlıklı, başarılı bir yaşam dileriz.
  3068 LEVENT ERUYANDI
3068 Levent Eruyandı Sınıfımızın en popüler ve de “sanatkar” delikanlılarından olan Levend aynı zamanda son derece dürüst ve arkadaş canlısıdır. Arkadaşlarının heyecanlanma demelerine aldırmaz ve hocaların her sorduğu soruya büyük bir gayretle cevaplandırmaya çalışır. Hatta bazen kendisini kaybederek tahta ve problemle karşı karşıya gelir. Onun büyük merakı fen derslerinde olduğu gibi sosyal derslerinde de başarılı olmasına yol açar. Ehliyeti almasının üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen iddiasından hiçbir şey kaybetmemiş ve yaptığı akrobatik numaralarla (Çankaya yokuşunu ters şeritten çıkmak gibi) rakipsiz olduğunu kanıtlamıştır. Bu yolla sınıfta kendisine heyecanlanma diyenleri heyecandan titreterek intikamını almıştır. Kendisine tatil ilan ettiği derslerde hiç boş durmaz ve kendi tarzıyla bir takım besteler yapar. Solak olması ona imtihanlar da çok şey kazandırır. Aynı zamanda kollektif (!) çalışma taraftarıdır ve bunu da en mükemmel tarzda uygulanır.
Elektriğe olan merakı sonucu evinde kurduğu atölye de kendi olanaklarıyla birşeyler yapmaya çalışan Levend’in ileride en büyük arzusu bu konuda öğrenim yapmaktır. Bunun gerçekleşmesini ve ileride başarılı, mutlu bir hayat sürdürmesini biz 3/D liler olarak gönülden dileriz…