56 GÖKHAN ANTER
56 Gökhan Anter Gökhan sınıfımıza bu sene gelmesine rağmen, herkese kendini sevdirmiş bir kişidir. O hiç kimse hakkında kötü düşünmez. Gökhan’a göre herkes iyidir. En yakın arkadaşlarıyla bile terbiyeli bir şekilde konuşur. Tenefüslerde hepimiz argo kelime hazinemizi genişletirken, bunlar onun bir kulağından girip, öteki kulağından çıkar. Hiçbir zaman kendisi ile dalga geçenlere kızmaz ve daima alttan alır. Yalnız tek dayanamadığı şey; kötü oynadığı basketbol maçlarından sonra kendisiyle alay edilmesidir. Başkalarına belli etmese bile böyle maçlardan sonra çok sinirli olur. Derslerde yanındaki arkadaşlarının yaptığı esprilere hiç dayanamaz ve hemen makaraları koyuverir. Bundan dolayı başı bazen belaya girmiştir. Matematik derslerindeki çok üstün başarısı tartışılmazdır. Çünkü şimdiye kadar sınıfımızın erkekleri içinde en az kırık olan öğrencilerin başında gelir. Bundan dolayı kendisini matematikçiye hemen sevdirmiştir. Fen derslerinden sonra en başarılı olduğu ders kompozisyondur dersek de sakın inanmayın, çünkü tek beceremediği şey olur. Bu canayakın arkadaşımıza bütün bir ömür boyunca sağlık ve mutluluk dileriz.
  170 CEM KANGOTAN
170 Cem Kangotan Sınıfımızın en sevimli, en popüler simalarından Cem… Seni nasıl anlatsak acaba?
Son derece sempatik, fıkır fıkır yerinde duramayan, her an yeni dans figürlerini (sınıfta, sokakta, yolda, nerede olursa olsun) uygulayan, daima güleryüzlü, etrafını kahkahalara boğan ve gerektiğinde de ciddileşmesini bilen bir arkadaş olarak tanıdık seni.  Bu derece enerjik bir insanın derslerde de dikkati çekmemesi hemen hemen olanaksız olduğundan, zaman zaman hocalarımızın hışımlarına uğradın, ancak tüm okul çevrende daima sevildin.  Aklına geleni anında söylemen, bağırarak konuşman (adeta kulaklarımızı sağır edercesine, tatlı esprilerin, öğretmenlerimizle muhatap olduğun zaman; anında kulaklarına kadar kıpkırmızı kesilmen, kapanmak bilmeyen çenen; seni, sınıfımızın unutulmayacak simalarından biri yaptı.  Bu arada dış görünüşe verdiğin önemden ve giyimine gösterdiğin itinadan bahsetmeden geçemeyeceğiz. Sınıfa girdiğin anda, ciğerlerimizi bayram ettiren o “after shave”lerine, çok iyi bir basketçi ve aynı zamanda usta bir binici olduğuna da değinmemiz gerekir.
O kadar hayat dolusun ki, üç senelik beraberliğimiz boyunca, çevrendekilerin de yaşamına renk kattığına zaman zaman şahit olduk.
Yaşamın boyunca başarılı ve mutlu olmanı dileriz sana, “HAŞARI ÇOCUK”!…
  209 PEYKAN YALÇIN
209 Peykan Yalçın Sınıfımızın en çalışkan simalarından biri olmanın yanısıra, birlikte okuduğumuz üç sene boyunca, bütün sınıfla; gerek iyi geçinmen; gerek yardımseverliğin nedeniyle kendini sevdirdin.
Sana, “Çalışkansın” dedik, gerçekten de üç senelik lise devrimiz boyunca her dönem takdirname almaya hak kazanmış pek az arkadaşımızdan birisin. Hareketlerinde ölçülü ve gerek davranış, gerek giyim bakımından daima örnek bir öğrenci oldun. Eminiz bize olduğu kadar öğretmenlerimize de kendini oldukça sevdirdin.
Bilir misiniz Peykan’ın en çok takdir ettiğimiz yönünü? Hemen herşeyde, şayet çokluk kabul ettiyse uyum göstermesidir. Gerçekten de üç sene boyunca, sınıfımızda ortaya atılan her yeni düşünceye hemfikir oldun.
Vaktini boş geçirmeyi sevmemen, gerektiğinde, teneffüslerde de ders çalışarak zamanını değerlendirmen, sanırız bir çoğumuzun seni örnek almasına neden oldu.
Peykan’ı öğlen tatillerinde okuldan elinde kitaplarla çıkarken görürseniz sakın okulu astığını zannedip yanılmayın, çünkü öğlen yemeklerini evde yiyen Peykan’ın bir gün olsun sebepsiz yere devamsızlık ettiğini görmedik.  Peykan, sana ne dileyebiliriz ki! Çalışkansın, başarılısın, hoşsun. Ancak başarının devamını dileyebiliriz ama ondan da eminiz zaten.
İleride seni mesleğinde başarılı bir mimar olarak görmeyi umuyoruz.  En güzel günler senin olsun!
  542 ERGİN SAVCI
542 Ergin Savcı Bize bu sene katılan Ergin, aslında son derece zeki bir insandır. Fakat nedense bu zekiliğini ders çalışmak için harcamaz. Ergin zekasını, çok daha önemli bir görevle, yani espri yapmak için görevlendirmiştir. Sınıfta çok sessiz ve sakin bir tip olarak görünür. Fakat siz onu bir de yanında oturanlara sorun. Yaptığı espriler sayesinde, etrafındakiler suratlarını öğretmenlerden saklamak zorunda kalırlar. Hiçbir kimse onu benimsediği bir fikirden çeviremez. Arasıra yakın arkadaşları, onu savunduğu teorilerden döndürmek isterler ama her defasında pes eden Ergin değil, arkadaşlarıdır. İngilizce kompozisyon derslerinde yaptığımız tartışmaların vazgeçilmez adamıdır, Ergin. Her defasında ortaya çok ilginç! konular atar. O kadar rahattır ki her derste, ya güler, ya uyur, ya dinlermiş gibi görünür, ya da sahiden dinler!… Derslerde gülmesi ona sosyoloji dersinde çok pahalıya malolmuştur. Ergin’in bütün yaşamı boyunca devamlı espritüel bir insan olarak kalması ve mutlu olması en büyük dileklerimizden biridir
  579 NURDAN VAROL
579 Nudan Varol Eşsiz bir kızdır Nurdan. Güzeldir, çekicidir, canayakındır. Aklını iyi kullanır, karakterlidir. Huyları Dilek’le aynı’dır; “ikiz ruhlar” deyimi karşı iki cins için kullanılmasaydı, onlar için tam uygundur. Riskli uygulama ve soruşturmaları gizli ajanları andırdığından, bazı isimler takılmıştır onlara; Cadı kızlar, çakallar (sizi gidi çakallar siziiiii!), şeytan çekiçleri…
Oldukça neşelidir Nurdan, gününü gün eder. Aklına esince, diğer zamanlarda cesaret edemeyeceği şeyler yapar ve pişman olmaz; yaptığının doğruluğuna inandığı sürece, hayatı, yaşamayı deli gibi sever.
Kalbinin çok geniş olması, sevme kabiliyeti, takdir edilecek derecededir. Bunu istismar etmeye kalkacak olanlar, karşılarında bambaşka bir Nurdan bulacaklardır. Herkesle kolay dost olur, aynı derecede sever; yeter ki karşısındaki onu biraz olsun sevmek istesin. İşte o anda, karşısındakinin, kıymetli bir dost kazandığını bilmesi gerekir. Şu var ki, ilk bakışta ısınamazsa birine, bir daha hiç ısınamaz. (Allahtan seyrek ve tam yerinde olur bu).
Her yerde fıkır fıkır kaynar, yerinde duramaz. Sadece Dilek’in anlayabildiği hislerini, dışarıdan kimse anlayamaz. Dilek’le beraber, ilerisi için büyük planları vardır. (Daha) Çok azimli oldukları için, başaracaklarından eminiz.
  601 AYŞEN ARI
601 Ayşen Arı Girdiği her ortama ve çeşitli karakterde insanlara kolayca uyabilmesi, her şeyde güzel bir taraf olabilmesi yönünden oldukça geniş bir çevresi vardır bu sevimli arkadaşımızın. Bir arkadaşlıkta en çok değer verdiği şeyin içtenlik olması nedeniyle karşısındakilere karşı daima içinden geldiği şekilde davranmaya çalışır.
Genelde onun neşeli,”duygusal ve heyecanlı bir yaradılışa sahip olduğu söylenebilir ama bazen onu anlamak çok güçtür. Mahzun mahsun bir köşede otururken, bir anda neşelenip bağıra çağıra şarkılar söylediğini görürseniz hiç şaşmayın. Derslerde sakin olması nedeniyle hocaların sempatisini kazanmıştır ama laf aramızda arasıra Cemle başbaşa verip laklakiyat yapmayı pek severler (allahtan şimdiye kadar pek hocaların dikkatini çekmedi bu!) Ayşenin en önemli özelliklerinden biri de iyi bir dert ortağı olmasıdır. İnsanları sakinleştirmekte ve rahatlatmakta üstüne yoktur. Fakat konuşmalarının biraz abartmalı olması da gözden kaçmaz.
Derslerdeki başarısını piyano çalmasıyla da sürdüren arkadaşımızın hafif müziğe olan düşkünlüğü yönünden romantik olduğu söylenebilirse de, sorunları daima gerçekçi ve akılcı yönden çözmeye çalışır.
Daima insancıllığıyla, içtenliğiyle, iyi niyetiyle anımsayacağımız bu arkadaşımıza hayat boyu başarılar…
620 AKİF KAYNAK
  652 KERİM İNCE
652 Kerim İnce Sınıfımızın 60 doğumlu elemanlarından olan Kerim; derslerde, Türk filmlerindeki karakter oyuncularını aratmaz. 60’lılar grubunun babasıdır, Kerim’li onlara verirken görebilirsiniz sık sık…
Kendisine takılanları hoşgörüyle karşılayan bu olgun arkadaşımızın, oldukça sessiz bir görünümü vardır. Hatta bu öyle bir dereceye varır ki, sözlü sınavlarda bile ses çıkartmamakta inat eder. Boş vakitlerini bilardo salonlarında KLASİK (!) müzik dinleyerek değerlendirmeyi alışkanlık haline getirmiş olan Kerim’in, sınıfımız basket maçlarının kaderini son anda değiştirip, son saniyelerde maçı sattığını da söylemeden geçemeyeceğiz.
Orjinal ve titiz giyimiyle dikkatleri üzerine çeken Kerim arkadaşımız, beslenmesine pek önem vermediğinden son zamanlarda epeyce kilo aldı.
Devamsızlığı bir sanat haline getiren Kerim’in derse geç girmeleri Bahattin Bey’ın gözüne oldukça batarsa da EFENDİ (!) görünümüyle ucuz kurtulur. Bütün bunların yanısıra, bu arkadaşımızın; sınıfta hiç bir yeri benimseyemediğinden sürekli olarak yer değiştirmesine de değinmemiz gerekir.
İleride endüstri mühendisi olmak isteyen Kerim’e, tüm yaşamı boyunca mutluluk ve başarılar diliyoruz.
  668 AHMET KALIPÇIOĞLU
668 Ahmet Kalıpçıoğlu Ve… Ahmet! Acaba sana layık bir iki şey yazabilecek miyiz? Arkadaşların en iyisisin, bulunmaz bir kara gün dostusun her yönün eşsiz güzelliklerle dolu.
Aramıza bu sene katılmana rağmen kısa zamanda kendini sevdirdin, bu da senin iyi kalpli, neşeli bir insan olduğundan. Gerek ders içinde ve gerekse ders dışında dilinden düşürmediğin şarkıların, spordaki başarıların, jeoloji dersine olan aşırı tutkun (!), seni her zaman bize hatırlatacak! Senin yanında insanın neşelenmemesi elinde değil, böyle bir arkadaşa sahip olduğu için 3/E çok mutlu. Fakat biz seni her zaman böyle görmek istiyoruz, kendine hiç bir şeyi dert edinmeyen, hayat dolu bir insan olarak.
Sana bir yaşam boyu başarılar ve mutluluklar dileğiyle. Allahaısmarladık…
  672 MEHMET KASCIOĞLU
672 Mehmet Kascıoğlu İlk görüşte Mehmet’i sert bir kabadayı olarak görebilirsiniz. Fakat görünüşüne aldanmayın, onu tanıyınca ne kadar yanıldığınızı anlıyacaksınız. Sakin görünüşüne de aldanmayın. Bu sakin görünümün altında, ateşli bir ruh yatar, ve bu ruh sıkıldığı zaman, sıkıntısını, etrafındakilerde dolaşarak geçirir. Bu dolaşma insanı bazen o kadar bezdirir ki, bezdirmesine rağmen, ona kızılamaz. Sadece “aaayyy. Mehmet, yapmaaa!” sözleri ile geçiştirilir.
Ona “ceviz gözlüm” denilmesinden nedense büyük bir zevk alıyor ve gözlerini açıp, müthiş bir kahkaha (yap) atar.
Neşelidir Mehmet, çoğunlukla güler. Lafları da genellikle ikinci anlamda anladığından ve söylediğinden, her türlü anormal durumlar ortaya (or) çıkar.
Mehmetin en belirgin özelliklerinden biri olan bu yön, etrafındakileri gevşetip kahkahalarını salmalarına yol açar. Tesbihini çekip, insanı yakan bakışlar fırlatınca, bizim yakışıklı Mehmet’imizin karşısında kimse duramaz.
Bütün bu yönlerinin yanında, Mehmet’in iyi kalpliliği ve hassaslığı da bilinen bir şeydir. Bu yüzden, sınıfta sevilir ve aranır.
  714 MEHMET ŞÜKÜROĞLU
714 Mehmet Şüküroğlu Mehmet arkadaşımız, değişik renkli gözleriyle, sınıfımızın en renkli simalarındandır.
O derece neşelidir ki, yanında olunca O’nun neşesi size geçer, en mutsuz olduğunuz anda bile hayatın güzel yanını görebilirsiniz.
Sınıfta, ders zamanı bir espri yapıldığı zaman, herkes dönüp, Mehmet’in sırasına bakar. Bu O’nun ders esnasında neşemize neşe kattığının en güzel örneğidir. Ancak sanmayın ki, O’nun bu neşeli görünümünün altında sakin, dünyayı umursamaz bir kişiliği vardır. Mehmet, bu neşesinin yanısıra, çok hassas bir ruh dünyasına sahiptir. Arkadaşlarıyla, arasındaki ilişkileri hep iyi bir biçimde sürdürmek ister. Onları sever ve bizler de O’nu, en az O’nun insanları sevdiği kadar severiz.
Bütün bu özelliklerinin yanısıra O’nun sanatçı yönünden bahsetmeden geçemeyiz. Şükür, oldukça başarılı bir “KARİKATÜRİST” tir. Bundan dolayı, okulumuzda açtığı sergiyle hepimizin takdirini kazanmıştır. Karikatürleriyle, insanları güldürür ve aynı zamanda düşündürür de, komik olan gerçeklerle…
Ümit ediyoruz Mehmet, ileride gerçekten büyük bir karikatürist olacaktır… Sana tüm yaşam boyu başarı ve mutluluklar diliyoruz, ŞÜKÜR. SEVGİLER…
  716 PARS KUTAY
716 Pars Kutay Sınıfımızın jönlerinden Pars… Gerçekten aklı başında bir arkadaş olarak tanıdık seni. Bir derdimiz, bir sorunumuz olduğu zamanlarda, gelip seninle rahatlıkla konuşabildik, candan bir arkadaş bir dost oldun…
Üç senedir, arka sıraların müdavimlerinden olman ve ders esnasında yaptığın türlü espriler nedeniyle, her ne kadar hocalarımızın dikkatlerini çektiysen de (çekilen dikkatler uzar) en az, bizim kadar, onlara da kendini sevdirdin.
Canlı, neşeli, enerjik ve hayata renk katan bir insansın sen Pars, öyle ki seni bir gün bile neşesiz görmek mümkün olmadı. Fakat bizim dileğimiz ileride de hep böyle olman, mutlu ve başarılı bir hayat sürdürmen zaten biz böyle olacağına da candan inanıyoruz.
Evet Sevgili Pars, son olarak kulağına birşey fısıldamak istiyorsanız, seni ileride tüm idealini gerçekleştirmiş olarak görmek en büyük arzumuz.
Mutluluklar piyanist arkadaşımız.
  734 ÜMİT ORAN
734 Ümit Oran Seni birkaç satırda anlatabilmek mümkün mü? Asla, sen satırlara değil dünyalara sığmayan her an neş’e dolu, güler yüzlü, eşi asla bulunmayacak gerçek bir dostsun.
3/E’nin fonu içerisinde sen, tatlı esprilerinle her zaman anımsanacaksın… Şayet günün birinde tekrar bir araya gelme olanağını bulursak, seni yine aynı Ümit olarak görmek isteriz, kendinden birşeyler eksilmiş olarak değil de daha çok şeyler kazanmış olarak.
Burada senin bazı özelliklerine değinmeden de geçemeyeceğiz. Fransızca’ya karşı olan tutkundan dolayı Türkçe derslerindeki Türkçeden Fransızca’ya çevirilerin, en sessiz anda yaptığın yerinde esprilerin, bitmek tükenmek bilmeyen direksiyon başındaki maceraların kulaklarımızdan asla silinmeyecek… Tabii bu arada birde sekiz senelik en yakın arkadaşın Gürbüz ile aranızdaki koyu sohbetler…
İşte Ümit dediğimiz gibi seni anlatmak çok güç bu yazdıklarımız sadece bir kısmı.
Şimdi seni uğurlarken tek dileğimiz mutlu, başarılı ve bugünkü gibi şen bir hayat sürmendir. Yolun açık olsun…
  815 DENİZ YALÇIN
815 Deniz Yalçın Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, develer tellal iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, 27 Ocak 1959 günü Deniz’imiz, dünyaya gözlerini açtı.
Yıl, şimdi 1977, bu kız Ankara kolejinin son sınıf öğrencisi ve mezuniyeti büyük bir özlemle bekliyor. O’nu sizlere şurada, şu kısacık satırlarda anlatmak o kadar zor ki…
Seni örnek bir öğrenci olarak tanıdık ve daima böyle hatırlayacağız, Deniz… Çalışkanlığın, terbiyen, yardımseverliğin, temiz kalpliliğinle seni unutmamıza imkan yok… En sinirli dakikalarında bile kimseye kırılmadın ve kırmadın. Daima topluma uymak senin en büyük orjinalitendi…
İşte, sevgili arkadaşımız, gördük, yazdık ve artık, karaya çıkmak üzere yaptığımız yarışın sonuna geldik… Ve bizler, senin bu yarıştan çok iyi bir neticeyle çıkacağına inanıyoruz.
Yüksek tahsilinde de başarılı olmanı dileriz, DENİZ…
BİZLERİ UNUTMA…
  841 ÖZNUR BEKİŞOĞLU
841 Öznur Bekişoğlu Herşeyden önce sevgili Öznur’a hayat boyu sonsuz mutluluklar ve herşeyin gönlünce olmasını dileriz.
Öznur’u neşeli ve güleryüzlü bir arkadaş olarak tanıdık. O’nun kimseyi incittiğini, kırdığını görmedik. Onu hergün yeni bir güne başlamış olmasının verdiği sevinçle gördük.
Bu ÖZNUR’dur işte…
Yaşamayı o kadar sever ki, elinden gelse geceleri bile uyumaz. Çünkü, uyurken vaktinin boşa geçtiğine fazlasıyla inanmaktadır.
Öznur’un 5 sayısına olan aşırı ilgisinden söz etmeden geçemeyeceğiz. Deniz’le beraber sıralara ve defterlere sık sık 5 çizerler ve bunun sırrını kimseye söylemezler.
Her ne kadar Bodrum’a çok hayran kalmışsa da, Öznur’un gelecekteki hayatını, Bodrum gibi sakin bir yerde geçireceğini sanmıyoruz. Çünkü ne kadar çok insanla karşılaşsa, tanışsa, konuşsa o denli mutlu olur.
Bakışlarımız, ne zaman bir dost bulabilmek için aranırsa daima seni anımsayacağız ÖZNUR…
Umarız, sende BİZLERİ unutmazsın…
  939 FATMA KARABULUT
939 Fatma Karabulut Fatoş, sınıf içinde uygun hareketleriyle göze çarpar. Okulu o kadar sever ki adeta yuvası haline gelmiştir! Bütün sene cebir, geometriden yakınmasına rağmen, iftahara geçmeyi ihmal etmez. Kendine özgü mimik hareketleriyle sevimliliği daha da artar.
Sınıfımızın yatılı dörtlüsünden biri olan Fatoş’u onlardan ayrı görmek olanaksızdır. Defterlerini öyle özenle tutarki her dersten sonra Ümit ve III.Mehmet onları bir türlü paylaşamazlar. Karne zamanı Fatoş’la Esra’nın sınıfta yokluğu hissedilir. Koridorun sonuna doğru yürürseniz onları muavin odasında harıl harıl çalışırken görürsünüz. Heyecanlandığı zaman yanında kim olursa olsun kollarından biri kazaya uğrar.
Bir olayı Fatoş’tan dinliyorsanız şuna inanın ki, o olayı en ufak ayrıntılarına kadar yaşarsınız. Lise III’deki 23 Nisan tatilinde Ayşe ile Mersin’e yaptığı geziyi bir türlü unutamazlar. Öyle ki dörtlünün diğer fertlerini bıktırırlar. Tülin’inin O’nu aniden korkutmasıyla, bir yerine felç geleceğinden endişe duyarız. (Hemen tahtaya vurun!!!). Fatoş’un çok Cihan Ünal hayranı olduğu belirtmeden geçmeyelim… Şarkıların nağmelerini çıkarmasıyla sanat tarihine geçmesi arasında bir terslik görürüz. Futbolu ne kadar sevmese de Esra’nın maç yorumlarını büyük bir sabırla dinler.
Doktor olmak isteyen bu arkadaşımızı ileride sıhhi bir problemimiz olduğu zaman rahatsız etmek ümitleriyle…
  982 ALPARSLAN ÇULCUOĞLU
982 Alparslan Çulcuoğlu Kafası hafif önde, elinde anahtarlık, yüzünde hafif bir tebessüm ve dik yürüyen bir zat… Genellikle hayattan bezmiş gibi görebilirsiniz Alpi’yi. Sakindir, sessizdir, fakat her zaman şakacıdır. Şu var ki, şakalarını yaparken bile sakindir.
Kascı gibi, lafları ikinci anlamda almak, başlıca özelliklerindendir. Bu huyu da Kascı’yla olan yakın arkadaşlığı sırasında doğdu zaten.
Sınıfta, bir kere olsun doğru otururken göremedik onu. Bu oturuşuyla, sınıfa kahve havası getiren kişilerin başında gelir. Arada sırada, hoşlanmadığı bir durum olursa, oturduğu rahat pozisyonu hiç bozmadan, hoşnutsuzluğunu bildiren laflar söyler. Çoğu zaman “ya, oğlum, şşşt, hey, hoop!” gibi bir girişle başlar bu tip laflara.
Dersler sınıfta işlenirken, bazen o da katılır ve bazı beyanlarda bulunur fakat kendi çapında konuştuğundan, hoca tarafından duyulmaz bile.
Kopya için ondan ders alabilirsiniz. Bol çeşitleri bulunur her zaman. Bu kadar profesyonel olmasına rağmen istediği, daha doğrusu aklına estiği zaman, bambaşka bir Alpaslan olur ve çalışır. Bu da, işin ciddiyetini anlamaya başladığı dönem sonlarında olur. Başladığı işi, büyük bir sabırla sürdürür; kolay kolay pes etmez ve başarıyla sonuçlandırır. Bu sabır ve başarısının, tüm hayat boyunca devam etmesini diliyoruz.
  985 SERHAN ABRAZ
985 Serhan Abraz Beraber olduğumuz yıllar boyunca, öylesine işledin ki içimize, tüm meziyetlerinin yanısıra, cana yakınlığın ve içtenliğinle, şimdi geride bıraktığımız güzel lise günlerimizden de, daha zor geliyor, senden ayrılmak BİZE…  Sakin görünümünün altında, esen fırtınalardan ve zorlu kişiliğinden bizleri haberdar eden önce güzel gözlerindeki anlam ve sonra da sınıfta en hararetli tartışmalarda, sonuna kadar azimle savunduğu, olgun ve idealist fikirlerin oldu, şüphesiz… öylesine azimli, nasıl hareket etmesini bilen ve aynı zamanda, karakterinde en uç noktaları büyük bir uyumla birleştirmiş bir insansın ki sana hayran olmamak mümkün değil.   Velhasıl, enteresan bir kızsın sen, Serhan… 8 yıldır arkadaşlıktan da ileri adeta kardeşlik derecesinde bir beraberliği sürdürdüğünüz Yeşim’le, muhteşem bir ikili meydana getirdiğiniz, herkesçe malum, özellikle yazılı attırmada gösterdiğiniz başarı ve derslerde güldüğünüzü belli etmemek için, sipere yatışlarınız gözümüzün önünden gitmeyecek. Arada sırada “Annemi istiyyyorrrummm” diye yükselen acayip nidan, İstanbul’da olan aileni özlediğin anlamına geldiğini sonradan anladık…
Tatlı SERHAN’ımız, seni bu satırlara sığdırmakta güçlük çektik. Temennimiz, senin her zamanki kendi deyişinle:…
“EN GÜZEL GÜNLERİN, HENÜZ YAŞAMADIKLARIN” olsun…
  1019 YEŞİM DEFNE
1019 Yeşim Defne Yeşim… Üç senenin bizlere kazandırdığı güzellikler toplamı sizlere nasıl anlatalım onu? Güzel, zarif, ağırbaşlı, zeki, duygulu bir insan olduğunu ve gururuna aşırı düşkünlüğü bu kısacık satırlara sığdırmak o kadar zor ki.  Doğa güzelliklerinden de kolaylıkla etkilenebilecek kadar hassas olan arkadaşımız, duygularını çevresine belli etmekten hoşlanmayan bir karaktere sahip olduğu için onları ancak yeşil gözlerinde esen fırtınalardan! anlayabilirsiniz. Yeşim, kendinden emin hareketleri ve kibarlığıyla etrafın beğenisini kazanmış, en neşeli gruplarda olduğu kadar, ciddi fikir tartışmalarında da varlığını kuvvetle hissettiren, enteresan fikirleriyle merak uyandıran nadir kişilerden. Öyle sanıyoruz ki bu değişik !!! fikirlerini, büyük bir sempati duyması nedeniyle astronomiyle ilgili yayınları olduğu kadar, Science-Fiction kitaplarını da devamlı takip etmesine borçlu.
-“Hocam kağıt alayım mı?” Hiç şüphesiz onun en çok kullandığı sözlerden birisi. Çünkü daha okula vaktinde geldiğini göremedik (uykusuna düşkünlüğünden olsa gerek). Bu açıdan 3/E’nin rekortmenidir diyebiliriz. Sekiz senedir beraber olduğu arkadaşı Serhan’la beraber tenefüslerde şarkı söylemekte olduğu kadar, yazılı arttırmakta da gösterdikleri üstün başarıyla takdirlerimizi kazandıkları şüphesiz! Bu arada çikolatayı çok sevdiğinden bahsetmememizi imkan yok. Tüm mutluluklara layıksın sen.
  1050 NECDET BENLİ
1050 Necdet Benli Sınıfımızın tek esmer öğrencisi olan Necdet’i anlatmaya başlamadan önce, O’nun hocalarımızla kolaylıkla samimiyet kurabildiğinden ve bu senede bunun sayın jeoloji hocamız Sevda hanımla olduğundan bahsetmemiz gerekir. Necdet’in bu samimiyetinden dolayı hocaların taklidini yapması ve bu taklitlerden, okulumuzun hızlı matematikçisi Yaşar Aktuğ beyinkini yaparken de tahtayı onun kadar hızlı silememesi onun sanatçılığına gölge düşüremez. Necdet’in en belirgin özelliği o çikolata rengi derisi ve simsiyah saçları ile herkesin dikkatini kolayca çekebilmesidir. Okul içindeki sosyal faaliyetlerinden de faydalanarak sınıfımızın okul içi istihbaratını gerçekleştirir. Bütün bunların haricinde Necdet çok cana yakın arkadaşlarına bağlı ve en önemlisi de istediği şeyleri imkansız dahi olsa elde etmeye çalışan bir çocuktur. Necdet boş vakitlerini genellikle tıp kitapları okumakla geçirir. Kendisine sorulduğunda da en büyük idealinin kalp cerrahı olmak olduğunu söyleyen sevimli arkadaşımıza idealinin gerçekleşmesi dualarımızla mutlu ve sağlıklı bir yaşam dileriz.
Umarız, Monseur Brun’ümüz yani Seffah’ımız tüm ideallerine kavuşur gelecekte.
  1173 DİLEK DİKMEN
1173 Dilek Dikmen Sınıfımızın cici kızlarından olan Dilek, son derece neşeli bir mizaca sahiptir. Onu hiç bir zaman asık yüzlü göremezsiniz. Son derece düzenlidir. Derslerinde de başarılı olup, oldukça gayret gösterir. Çok iyimser bir kişiliğe sahiptir. Hayatın güzel yanlarını görmek, gününü gün etmek, yaşamın tadını çıkarmak ister. Bazen karamsarlaşır; iste o zaman anlayınki aklına üniversite imtihanı gelmiştir. Dilek için arkadaşlık kelimeler değil, içtenliktir. Bununda kendisini Dilek’te bulabilirsiniz; içtenliği, neşesi, çevresini mutlu etmeye çalışması, doğruluğu ile tanınır. Çoğu zaman çocuksudur. Fakat bu hali onun bütün sınıf tarafından sevilmesini sağlamıştır. Müzik dinlemesini sever. Bazen Ufuk’la birlikte yaptıkları kanonu dinlemenizi pek tavsiye etmeyiz. Bir başka özelliği, son derece ağır yemek yer. Bu nedenle o’nu beklemek zorunda kalanları oldukça kızdırır. Yazısı daktilo harfleri gibidir. İmtihana girerken ve bilhassa imtihan kağıtları dağıtılırken heyecandan kıpkırmızı olur. Her zaman imtihanının kötü geçtiğinden bahseder, ancak her seferinde iyi not alır. Cuma, Cumartesi günlerini çok sıkı bir çalışma içersinde geçiren bu arkadaşımıza ilerideki mimarlık ya da dişçilik öğreniminde sonsuz başarı ve mutluluklar dileriz.
  1207 AYŞE ERSOY
1207 Ayşe Ersoy İşte kapı, işte sınıfımıza güzelliği ve ipek gibi sarı saçları ile güneş gibi doğan Ayşe…
Tabii her zamanki gibi yine geç kalmış, şu anda hocadan özür dileyerek yerine geçti (Miray ve Tülin’i ufak çapta rahatsız ederek) paltosunu Ahmet’e uzattı (asması için) ve henüz kitaplarını bile açmadan hepimizi gülmekten kırıp geçiren esprilerine başladı… Zaten Ayşe’mizin başına ne gelirse derslerde tenefüslerde ve çayhanede aralıksız sürdürdüğü esprilerden geliyor. Bizim dileğimiz onun bu güleryüzünü ve neşesini hiç kaybetmemesi. Onun bazı hocalarımızın deyimiyle sululuğuna (!) kanıp da derslerini aksattığını sanmayın sakın. O kendi çalışkanlığının yanı sıra derslerde de arkadaşlarından yardımını esirgemez…!
Boş zamanlarını tenis, buz pateni, atçılık gibi uğraşılarla değerlendiren Ayşe, spordaki başarısında beden eğitimi dersinde sesten hızlı koşarak Nuri’nin özel ıhlamurunu içmeye hak kazanarak ispatlamıştır.
Bu sene 6 senelik yatılı hayatından sonra Ankara’ya yerleştiği halde, gerek Mersin hayranlığını gerekse yatılı arkadaşlarını kalbinden silip atamamıştır.
Haaa! Nerdeyse söylemeyi unutuyorduk. Ayşe’miz dönem başında saçlarına yeni bir form vermekle sansasyon yarattı.
Aslında Ayşe için yazılanlara nasıl son vereceğimizi bilemiyoruz; en güzelin, iyinin, tüm istediklerinin seninle olmasını içtenlikle dileriz…
  1330 EGEMEN SELÇUK
1330 Egemen Selçuk Seni nasıl anlatmaya başlayacağımızı bilemiyoruz… Lise 2’de bizim sınıfımıza transfer olarak, kendini hemen hemen herkese sevdirdin.
Olgun davranışların, kendinden emin hallerin ve tutarlı konuşmaların, sana ayrı bir yer kazandırdı sınıfımızda… Arka sıraların devamlı müdavimi olarak, yaptığın güzel esprilerle, derslerimize neşe kattın, ancak bu arada bazı öğretmenlerimizin de dikkatleri üzerine çekildi normal olarak…
Ne sebepledir, bilemiyoruz ama, bu sene ilk dönemde birazcık derslerine az önem vermen bizleri de üzdü. Umuyoruz, 2. dönem sonunda bunu telafi edeceksin.
Ve EGEMEN, sen uzun (sırık gibi) boyunla, güzel gözlerin ve yakışıklılığınla, epeyce kızın da gönlünü fethettin lise yaşamın boyunca…
Bir de sporculuğuna değinmek isteriz. Sınıfımızın büyük basketçilerinden olman, zannederiz boyunun biraz daha uzamasına neden oldu. (Kusura bakma EGE)
Seni ileride, tüm ideallerine kavuşmuş biri olarak görmeyi diliyoruz, EGEMEN… Ve zannediyoruz, kuvvetli kişiliğin sayesinde bunu başarmakta güçlük çekmeyeceksin.
En güzel günler senin olsun…
  1346 HALDUN İPLİKÇİOĞLU
1346 Haldun İplikçioğlu Sınıfımızın sevilen ve aranılan çehrelerinden birisidir. Her sabah sınıfa gelip kitaplarını bırakır bırakmaz kantine koşar, orada çok sevdiği arkadaşlarına kavuşur, ayrıca her tenefüste de kendisini orada bulabilmeniz mümkündür. Gerek derslerde ve gerekse tenefüslerde yaptığı güzel espiriler sayesinde bize kendisini sevdirmiştir. Ayrıca bu espiriler sayesinde bizlere hayli neşeli dakikalar geçirtmiştir. En önemli özelliklerden birisi de çabuk samimi olmasıdır. Derslerde hepimizi tutan gülme hastalığına kapılanlardan biri de Haldun’dur, fakat bütün bunlara karşılık derslerinde de oldukça başarılı bir kişidir. Yaz tatillerinin hemen hemen hepsini son derece eğlenceli geçiren ve okul zamanında da bunları bize anlata anlata bitiremeyen Haldun aynı zamanda sporun tüm dallarıyla da yakından ilgilenir. Ayrıca Haldun her Kolej maçının değişmez elemanıdır, bu seneye kadar her hafta sonunu orada geçirirdi ama bu sene değişik merakların sahibi oldu ve hafta sonları oldukça yüklü geçmeye başladı.
Tıp tahsili yapmayı çok isteyen bu arkadaşımızı ileride bir doktor olarak görmeyi gönülden isteriz. Yüzünden gülümsemesi hiç mi hiç eksik olmayan bu içten, samimi ve sempatik arkadaşımıza ileride de mutluluk ve başarılarla süslü bir yaşantı temenni ederiz.
  1370 SEDAT GÖKÇEN
1370 Sedat Gökçen Sedat bizim sınıftaki 46 kişinin hepsinden daha değişiktir ve pek alışılagelmiş bir tip değildir. Onun en büyük özelliği dediğini yapması bunun için çok uğraşmasıdır. Bu yüzden bir çok alanda başarılıdır, örneğin: Basketbol için boyu çok uzun olmamasına rağmen 190’lıklara taş çıkartır. Fakat derse gelince bu özelliği değişir kendini zorlamaz. Belki de bunun sınıftakileri komplekse düşürmemek için yapar. Sedat okulda şakalarıyla da ünlüdür. Bu seneye kadar şakaları insanı nakavt ederdi. Şu anda sadece kroke duruma getirmektedir. Mesela birgün koridorda dururken kolunuzda ani bir acı hissederseniz o anda Sedat’ı hatırlayın ve gardınızı alın. Sedatın bir huyuda formüllere ve kurallara uymayışıdır. Kendi kendine formüller türetir… ve tabii sonuç belli (0.5) ?!??!
Hayatta en istediği şey Makina mühendisi olup ticaret yapmaktır, diğer bir isteği de doktor olmaktır. Fakat ona gidecek hastalara en büyük tavsiyemiz her an tetikte olmalarıdır.
ARKADAŞIMIZA Hayat boyu başarılar dileriz.
  1384 ERDAL GÜRGÖZE
1384 Erdal Gürgöze Ön sıraların en sevimli simalarından Erdal’ımız! Şirinsin, sempatiksin ve tüm davranışlarınla kendini üç senedir bizlere sevdirdin.
Bazı günler, öğleden sonraları (bilhassa ertesi güne yazılı olduğu zaman) aniden rahatsızlanan arkadaşlarımızdan biri olman bizi gerçekten üzdü! Umarız yaşamının ileriki yıllarında, bu ani hastalanmaların son bulur. Fakat bütün bunların yanısıra, sınıf içerisinde hiç de az başarılı olmadığını gördük, ama edebiyat derslerinde her ne nedense bilinmez, başarının yeterli olamaması bizleri üzdü.
Fen derslerine gereken önemi gösterdiğin gibi eğlenceni de ihmal etmedin. Sözlülere kalktığın anda, tüm konuları bilmene rağmen “hık, mık” gibi sesler çıkartarak, kıpkırmızı kesilmen en az senin kadar, bizim de sözlü heyecanına kapılmamıza neden oldu. Her ne kadar Serhan ve Yeşim sana ders konusunda epeyce takılıp, seni üzdülerse de, başarının devamlı olacağına onlar dahil hepimiz inanıyoruz.
Evet Erdal! Üç sene boyunca, gerçekten candan bir arkadaşımız oldun. Umarız gelecek tüm ideallerini gerçekleştirir.
  1412 ALİ KURANEL
1412 Ali Kuranel Satranç oynamak özelliklerimin en başında olduğundan, böyle bir başlangıç yapmayı uygun gördüm. Uzun yıllarda santranç oynamaktayım. İşte bu sebeple imtihanlarda karşı tarafın hamlesini beklemek zorunda olduğumu düşünerek karşı hamleyi bekler dururum taa ki zil çalana kadar.  Kendinizi bir boks çuvalı yerine koyun. Bir boksör (ağır siklet) üzerinizde antreman yaptığını farz edin. Ne hale gelebileceğinizi düşünebiliyormusunuz? Düşünemiyorsanız eğer ben size bir cümleyle yüksek tecrübeme dayanarak söyleyimi çürük bir kalın kabuklu reçellik portakala dönersiniz. İşte bende sıra arkadaşım sevgili Ümit sayesinde reçellik bir portakalım. Sakın beni çürük bir portakala benzetmeyin, çürük kelimesi sadece okul açıldıktan bir kaç aya kadar geçen zaman için geçerliydi. Ondan sonrası için soyulamıyacak kadar sert kabuklu portakal demeniz daha doğru olur. 1,92’lik boyum sayesinde arkadaşlarım arasında Uzun Ali diye anılırım. Boyumun uzunluğu spor yapmama değil anne ve babamın benim kadar olmasa da uzun boylu olmasına borçluyumdur.  Santrançtan sonra başta kitap okumak olmak üzere basket ve futbol seyretmek, yüzmek ve veloybol oynamak tutkularımdır. Yemeklerden kabuskaya, salatalardan bol sirkelilerine bayılırım. Emelim operatör olmaktır. Not: devamı gelecek seneye
  1418 MEHMET ALTIOK
1418 Mehmet Altıok Sevgili arkadaşımız Mehmet, sınıfımızın derslerinde parlak olan öğrencilerindendir. Mehmet yaptığı kurnazlıklar sonucunda “Kurnaz” lakabını almış ve aramızda bu isimle çağrılmaya başlanmıştır. Yüzünden bunu anlamak pek mümkün değildir ama yaptığı hareketlerle kolayca anlayabiliriz. Mehmet sınıfta hiç konuşmaz. Dersleri çok iyi dinler! En büyük özelliği de okula olan devamlılığıdır!
Arkadaşımızın en büyük tutkusu uçaklardır, odasında çeşitli uçak maketleriyle süslenmiştir. Şayet gökyüzünde uçan bir uçağın hangi model olduğunu öğrenmek istiyorsanız Mehmet’e sormanız yeterlidir. Bu tutkusunu sınıfta bazı arkadaşlarına da aşılamıştır! Mehmet aynı zamanda koyu bir Fenerbahçelidir. Televizyonda verilen her maçtan sonra okulda bu maçları özetleyen ve tartışan arkadaşımız aynı zamanda iyi bir eleştirmendir! Herkesi de eleştirmeye bayılır, bu yüzden de onun bu huyu sempatiyle karşılanır!!!
Bunların yanısıra Mehmet türlü alanlarda gösterdiği başarıyla takdir edilecek bir şahsiyettir. Arkadaşımızın, bu seneki en büyük isteği olan üniversiteyi kazanma arzusuna kavuşmasını ve kendisinin de dilediği gibi Endüstri mühendisi olarak yeşillikler arasındaki bir fabrikada başarıya ulaşıp, yükselmesini temenni ederiz.
Mehmet. En büyük başarılar ve kurnazlıklar senin olsun !?!?!
  1526 NEBİL AYTEKİN
1526 Nebil Aytekin Sınıfımıza bu sene transfer olan bu arkadaşımız, ön sıraların belirli simalarından biridir. En ön sıra ve kapının yanında oturması nedeniyle her ders bir kaç kere yerinden kalkmak zorunda kalır.
Sessiz, sakin bir görünümü vardır. Nebil’in… Ancak neşeli ve muzip bir tabiata sahip olduğunu ihmal etmemek gerekir.
Bilardo oynamasını çok seven ve boş vakitlerini (!) kahvede geçiren Nebil’e yaşamı boyunca mutluluk ve başarı diliyoruz…
GOOD-BYE CHINEESE BOY
  1615 CANAN ERTÜRK
1615 Canan Ertürk Bu hafta sonu sinemaya mı konsere mi gidelim, yoksa Çankaya’ya mı çıkalım çocuklar, bir karar verin. Lütfen…!
Sınıfımızın güzel, sempatik, güleryüzlü, neşeli iyi kalpli ve olgun kızı Canan…! Liseye başlarken muavin ve müdür kapılarında mekik dokuyarak sarfettiği çabalardan sonra, sınıfımıza geldiğin ilk günden itibaren hepimizin sevgi (!) ve takdirini kazandın. Hani on parmağında on marifet diye bir tabir vardır, sanırız bu senin için oldukça geçerli; çok iyi bir tenis oyuncusu oluşun. Derslerdeki üstün başarın. Murat ile birlikte konser verebilmek için yaptığı gitar çalışmaları, hafta sonlarında Ayşe ve Cem ile birlikte ata binişin, çok iyi İngilizce konuşman ve bir bump ustası oluşun. Demin ki sözümüzü ispatlar sanırız. Bizim için yaptığın patetesli omletleri, beraber gittiğimiz sinemaları, bizim çocuklarla Sergen’e düştüğümüz günleri, ve bunlar bir yana seni Canan’ımızı nasıl unutabiliriz ki… Dileğimiz senin de Boney M All Hung Up In Your Green Eyes. Gülünce Gözlerinin içi Gülüyor şarkılarını dinledikçe, voleybol oynadıkça (!!…??), o güzel çizmelerini giydikçe… ve bu yıllığı açıp okudukça bizleri hatırlaman. Amerika’daki ODTÜ’de başarılı yıllar. (İnsan hem Amerika hem de ODTÜ hayranı olunca ancak böyle bir dilek de bulunabiliyor…) ve hak ettiğin mutluluğa kavuşmanı dileriz…
  1694 CAN CİN
1694 Can Cin Yazıya giriş yapmakta bile zorluk çektiğimiz Can’ı tanıtmaya gerek bile yok aslında, çünkü çoğunuz tanırsınız onu. Ama yine de bilmeyenler varsa 3/E sınıfının önünde her teneffüs sonunda sınıf başkanı olarak, sınıfını kartallar gibi korurken görebilir onu.
Sert bir görünümüne sahiptir Can, ama bu sert görünümün altında nedenli yumuşak ve insancıl bir doğanın pardon tabiatın yattığını belki çok az kişi bilir. Can baba da denir ona, neden mi? Bilmeyiz, belki herkesin yardımına koşmak istemesindendir. Zaten bu yüzden mi yoksa sırf kafa şeklini beğenmeyip ara sıra değiştirmek istemesinden mi olacak başında sargıyı hiç eksik etmez, sağolsun. Gerçi ona çok söyledik sargısız çok daha yakışıklısın (gerçek) diye ama, dinletemedik. Ama gerçek şu ki en az arkadaşlarının, bilhassa günün 24 saati beraber olduğu Şükür’ün onu sevdiği kadar sever arkadaşlarını Can ve sırf bununla da kalmayıp hocalarıyla da aynı duygular doğrultusunda samimice hareket etmek ister, başarır da bunu ama çoğu kez yanlış anlaşılır. Mutlu olmak, neşeli olmak kavramdan da öte bir şeydir onun için, işte böylede bir insandır. Can, ama sert, ama baba, ama duygulu, ve neşeli, ve güldüren, ve düşündüren aynı Can, bilmeyiz farkında mısın yoksa Gülhane parkında mısın ama biz seni Şükür’ün seni sevdiği kadar olmasa bile çok seviyor, gurur duyuyor, ve tüm yaşamın boyunca sana mutluluk ve başarılar diliyoruz.
  1800 MUSTAFA SAATÇİ
1800 Mustafa Saatçi Son sene sınıfımıza transfer olan Mustafa aldığı paranın hakkını vermiş ve yüksek kondisyonu ile sınıfın ilk kırkaltısına girmeyi başarmıştır. Bu üstün başarısından dolayı ünü yurt çapına yayılmış, birçok fakülte ve yüksek okuldan teklif gelmiştir. Ancak o ideali uğruna TIP (!) fakültesine girmeyi düşünmektedir.
Çıkış zilinin çalması ile Mustafa’yı ayrılamadığı arkadaşları Haldun, Ergin ve Gökhan ile kantinde görmeniz mümkündür. Kantini çok sevmesine rağmen Nuri Turan’ın samimi (!) ısrarlarına dayanamayarak sınıfa döner.
Sabahları yakasının içine ustalıkla sakladığı saçları ve gömleği ile Leman Hanımın önünden nasıl geçtiği merak konusudur. Aynı zamanda çapkınlığı ile de tanınır ve adı da bu yüzden sık sık tahtaya geçer.
Sınıfımızda matematikten iyi not alan nadir öğrencilerden biridir. Birinci dönemde teşekküre geçen tek erkek unvanını kazanarak derslere olan ilgisini kanıtlamıştır.
Basketbol maçlarında Kolej’in ateşli bir taraftarıdır. Hafta sonları maçlarda bağırıp çağırarak haftanın yorgunluğunu unuttuğunu söyleyen cana yakın, sempatik arkadaşımıza geleceğe yönelik çalışmalarında başarılar dileriz. Bir yıl boyunca acı tatlı anılarını paylaştığın 3/E sınıfını hiç bir zaman unutma…
  1841 AYŞİM ASLANTAŞ
1841 Ayşim Aslantaş Sınıfımıza bu yıl katılan Ayşim’i bize daima anımsatacak en önemli özelliği her tenefüs taramadan duramadığı ve çok büyük bir özen gösterdiği saçlarıdır. İlk bakıştaki sakin görünüşüne karşın gerektiğinde çok neşeli olmasını bilir. Dönem sonlarında okula da taşıdığı teybi her halde onun en çok değer verdiği şeylerden biridir. Daha çok hafif müzikten hoşlanmasına rağmen SWEET, QUEEN gibi hızlı müzik yapan toplulukları da beğenir. Elemanlarının hayatını kendi hayatından iyi bildiği SWEET’in üzerine toz kondurmaz.
Ayşim derslerde sakin olması nedeniyle hocalarının da sempatisini kazanmıştır. Bütün iyi niyetiyle dersleri dinlemeye çalışması, onun başarılı olma arzusunun en belirgin kanıtıdır sanırız. Her yazılıdan evvel “Ayy.. bu sefer de hiç bir şey çalışamadım” demesini de yavaş yavaş alışmaya başladık.
İyilik dolu kalbi, sakin davranışlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini ve saygısını kazanmış olan Ayşim’in pek çok şeye layık olduğunu biliyoruz ve hepimiz ona yaşam boyu sürecek bir mutluluk ve başarı diliyoruz. İstiyoruz ki ona çok yakışan gülümsemesi yüzünden hiç eksik olmasın.
  1906 CANER DİKİCİ
1906 Caner Dikici 11 Haziran 1960… Tayyar Dikiciye, sabah saat beşte akıllı mı akıllı, sevimli mi sevimli, üstelik kırmızı yanaklı, masmavi gözleri olan bir oğlu olduğunu söylediler. Bilmiyoruz Caner’in babası, daha o günden oğlunun günün birinde elektrik mühendisi olarak koltuğuna sahip çıkacağını tahmin edebildi mi?  Yıllar geçti… Caner Ankara Koleji sıralarında lise sona kadar geldi, üstelik akıllı, kurnaz, yardımsever (özellikle yazılı sınavlarda) lakabını kimseye kaptırmadan. Çoğu derslerde Caner sakin olmadığı halde, dersi dikkatle izlediğini öylesine kesin kanıtlar ki bazen biz bile şaşırırız. Çoğu zaman yaz maceralarını anlatır, bıkıp usanmadan… özellikle fen derslerinde sorduğu ilginç sorular başarılı öğrenci olduğunu kanıtlasa da, kompozisyon dersi ile arası hala düzelememiştir.
Sonra Caner sportmen bir genç olduğunu Hacettepe basketbol takımının kaptanlığına ek olarak içki ve sigaraya olan antipatistiyle de belli eder. Kocaeli sporun ve Kolejin ateşli taraftarını hemen her maçta görebilirsiniz. Fizik yazılılarından sonra Bahattin beyin devamlı müşterilerinden olan Caner tüm bu özelliklerinden sonra çok hareketli bir insan olarak düşünülebilir, oysa özel yaşamında son derece sakin, sessiz ağırbaşlıdır. Haa… dış görünümüne titizlik gösteren Caner’in Pacoraban’ı 3/E de şiddetle savunanlar arasında olduğunu nerdeyse unutuyorduk…
Dileriz yıllar sonra bile bu yanı sana lise yaşamını hatırlatacak, mutluluğuna mutluluk katacaktır.
  1982 GÜRBÜZ KAYA ÜSTÜN
1982 Gürbüz Kaya Üstün Her zaman gülümseyen çehrenin sahibi, iyiliğin, arkadaşlığın ve tüm güzel şeylerin canlı simgesi. Büyüklerinin takdirini, yaşıtlarının sevgisini kazanıp sevgili arkadaşımız Gürbüz, seni bu satırlara sığdırmak kolay mı sanıyorsun? Seni tüm yönlerinle saymaya kalksak sayfalar yetmez. Onun için burada sadece senin birkaç özelliğine değinmekle yetineceğiz.
Her sabah sınıfa güler yüzle girip bu halini son saate kadar korumaya çalışması bizce en belirgin özelliğin. Bu arada en samimi arkadaşın Ümit’le gün boyu süren uzun konuşmaların, birbirine anlattığınız fıkralar sonucu attığın ani kahkahaların, senin neşeli karekterini ortaya koyuyor zaten. Biz senin yerine ve zamanına göre hareket eden ayrıca hakkını aramayı bilen bir insan olduğunu da biliyoruz ve hayatın çetin yollarında daima mes’ut ve muvaffak bir şekilde ilerleyeceğine inanıyoruz. Talihin açık olsun Gürbüz…
  2072 CAN YILMAZSOY
2072 Can Yılmazsoy Ön sıraların belirgin simalarından Can…
Sınıfımıza bu yıl transfer olan bu arkadaşımızın en büyük özelliği Fen derslerine olan aşırı düşkünlüğüdür diyebiliriz; hatta, Fen şubesi oluşumuzun hakkını fazlasıyla vermiştir. Bu nedenle, fen hocalarımızın sempatilerini kazanmış olmasına rağmen, zaman zaman sosyal hocalarımızın hışımlarını üzerine çekmektedir.
En ön sıradaki yerini öylesine benimsemiştir ki Can… Zannediyoruz, derslere olan aşırı ilgisi bundan ötürüdür.
Sessiz, sakin; her an bir problem çözerken görmeğe alıştığım CAN’ı ileride de böyle hatırlayacağız.
Tüm yaşamın boyunca, başarı ve mutluluklar dileriz CAN…
  2323 DİLEK ÖZDİL
2323 Dilek Özdil Kendisini herkese sevdirmesini bilen Dilek, sabahları sınıfa yüzünden hiç eksilmeyen gülümsemesiyle “günaydıııın!” diye bağırarak girer. Son derece iyi ve temiz kalpli, yardımsever, neşeli, arkadaş canlısı ve hareketli olan bu sevimli kız, arkadaşlarına yardım etmek için çoğu zaman büyük fedakarlıklarda bulunur; fakat bunu bütün kalbiyle, isteyerek yapar. Kolaylıkla arkadaş olur herkesle. Çekingenlik, utangaçlık gibi şeyler yoktur onda. Derslerde durmadan çiklet çiğnemesi, konuşması (bazen de sınıfın en sessiz zamanlarında gülmesi), hocaları fazlasıyla bıktırmıştır; gene de ona pek kızamazlar.
Herkesi sever, kimsenin hakkında kötü birşey düşünemez, herkesle iyi geçinir. Bu kişilerin başındaki Nurdan’la, her bakımdan mükemmel bir ikili meydana getirirler. Ne demek istediklerini, hiç konuşmadan ve işaretleşmeden anlayabilirler. Çünkü ikisi de aynı şeyi düşünüyorlardır o anda. Kendilerinden hiç tahmin edilemeyecek işler başarırlar. Bu işler kimse tarafından anlaşılmamakla beraber, çeşitli kişiler, onlara bazı isimler takmışlardır: Cazı kızlar, çakallar, şeytan çekiçleri…
Günde beş imtihan olsa, herkes çalışırken, O’nu bir an olsun heyecanlı veya çalışırken göremezsiniz; Hayatı, yaşamayı delice sever. Son derece iyimserdir.
Güzel sanatların her dalında büyük bir kaabiliyeti vardır. O’nu ileri de bir dekoratör olarak görmek, kendisini olduğu kadar, bizi de sevindirecek…
  2413 ŞULE TÜLÜMEN
2413 Şule Tülümen İki senedir kürsünün önünde oturarak sayın hocalarımızın dikkatini üzerine çekip bizleri kurtaran “şuşu” sınıfımızın aranılan kızlarındandır. Niye diye sorarsanız, bizlere ter döktürecen sosyoloji gibi derslerde konuları anlatabilecek arkadaşlardan biri olmasıdır. Hele bazı derslerde, ki bu genellikle Tarih’tir, ani atılımlar yapıp hiç birimizin cevaplandıramadığı o güzel (!) soruları cevaplayıverir. Bazen de, bir bakarsınız dalıp gitmiş ama nereye; sömestr tatilinde gittiği Romanya’daki sabahın erken saatinde güneşin doğuşuna mı; okul çıkışı eve gidince ne çalışacağına mı; bilinmez! Onu, bu ünlü (!) romantizminden ancak Dilek D.’nin ‘Şule’ diye attığı sessiz çığlıklar ya da Define’nin çimdikleri ayırabilir. Dört yıldızlı espiriler yapıp arkasından da “aaahh ah!” çekerse bilin ki kendisi de o espiriyi beğenmiştir. Ancak çoğunlukla bu ünlemi “ESKİ DOSTLAR NE OLDU” gibi dertli şarkıları dinlerken tekrarlar nedense (!) Tabii sizin aklınıza derhal, acaba Şule şey mi… yani aşık mı diye bir soru takılır. İşte yanılıpta bu acizane sorunuzu ona sorarsanız ya kocaman bir “Amaan sende” ya da o gün günündeyse “off ne demezsin” der. Eğer çok sinirliyse ilk tavsiyemiz, derhal tası tarağı toplayıp kaçmanız. Bizim için dert değil çünkü penceremiz “emergency exit” görevini iyi görür sağolsun(!)
Gözlerinin o harika yeşilliğinden söz etmeden geçemeyeceğimiz bu iyi kalpli ve iddialı (!?) arkadaşa; bize revani yedirmeden başarı dilemeyeceğimizi söyleyip blöf yapsak acaba nasıl olur dersiniz?
  2555 MİRAY ÜNAL
2555 Miray Ünal Sınıfımızı oluşturan bizlerin, belki de en iyilik severidir, Miray. Tanıştıktan en fazla iki saat sonra ona ısınıverirsiniz. Bu kadar arkadaş canlısı bir insan zor bulunur dünyada. Arkadaşları için yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Buna en iyi örnek sınıftaki arkadaşlarının aylık ödevlerini yapması ve derslerde dalga geçenlerin defterlerini temize çekmesidir. İmtihanlardan evvel en az on, onbeş kişi kağıt ihtiyacını Miray’dan karşılar. Hayatta en çok sevdiği şey gülmek ve konuşmak olsa gerek ki her fırsatta güler ve daima anlatacak bir şey bulur. Tabii bu arada bir huyundan da bahsetmek gerekir. Genellikle imtihan sonraları, suratı çok değişik bir görünüm kazanır. Daha evvelki yıllarda üç veya dört beklediği yazılılardan sahiden kötü bir not aldığı zaman, kendini tutamazdı. Kendisi oldukça hünerli bir arkadaşımızdır. Yaptığı mantı ve kısır sınıf çapında dillere destandır. En önemli özelliklerinden biri ise çok tertipli olmasıdır. Daha sonra çok kuvvetli bir hafızaya sahiptir. Örneğin ona, “Lise 1 de iken, perşembe günü ikinci dersimiz neydi “diye sorarsanız, mutlaka bir cevap alırsınız. Bu temiz kalpli ve güleryüzlü arkadaşımıza bütün bir ömür boyu mutluluk dileriz.
  2569 YONCA ALYANAK
2569 Yonca Alyanak Bu kış da havalar çok sıcak, güzel geçti, tıpkı bahar gibiydi…  – Ne, kim güzel, kim nereden geçti…?  – Ayy. Yonca sen de Fransız kaldın yani, peki peki gel sana da söyliyelim… Yollarda bağıra bağıra şarkı söyleyen, bazı konulara Fransız kalıp “Kim demiş, kime demiş niye demiş” gibi kendine özgü sorular soran, “İkimizde sevmiştik” gibi filmlerden sonra 1.5 saat süre ile hıçkırarak durmaksızın ağlayan, sempatik ve tatlı kız… İşte bu sensin! Derslerdeki eğlencene, Tülin ve Ayşe ile yaptığın esprilere, değişik kahkahalarına (!) bakılırsa yerine niçin bu kadar bağlı olduğun ve ona “canım yerim” dediğin anlaşılıyor.
Hocalarımızla aranın limoni olmasının nedenlerinden biri de bu olsa gerek. Ders aralarındaki çay sefalarının sensiz hiç tadı çıkar mı?
Sevgili köpeğin Snoopy’i gördükten ve yakınen tanıdıktan sonra ondan sık sık bahsetmene hak vermemek elimizde değil…
Eee Yonca bu sömestr tatilindeki Eskişe… Bolu … hah tamam, tamam İstanbul anılarını iyi dinlettin bize.  İlahi canımız Yonca’mız sen bir ömür biz bir ömür ettik bir sürü ömürler…
Eh işte geldik en iyi, en içten, en güzel dileklerin sunulduğu son satırlara… Bu son satırları yazmak bize cidden azap veriyor ne diyelim…  GÜLE GÜLE SANA, YOLUN AÇIK OLSUN…!
   2575 DEFİNE ESEN
Define Esen Ön sıraların vazgeçilmez Simalarından olan Define boş vakitlerini sessiz uğraşlarıyla değerlendirir. Bunlar kitap gazete okumak, resim yapmak, pul biriktirmek gibi. Zannetmeyin ki Define’nin hayatı çok sakindir, keyfi olduğu zaman müzik dinlemek, şarkı söylemek ve de dans etmek en büyük arzusudur. Define pop dünyasını yakından takip eder. Ayrıca çeşitli hayvan taklitleri ve çocuk sesleri yapabilir. Bu da onun taklit kabiliyetini gösterir. Define güney şehirlerimiz hakkında broşürler, dergiler biriktirir. Fakat seyahat etmeyi de çok seven bu arkadaşımıza güney kıyılarımızı görmek nasip olamamıştır. Define ilkbaharda öğleden sonralarını Emek’te ya Serpil’le ya da Yasemin ile yürüyüşe çıkarak değerlendirmektedir. Bu yıl sonunda Ankara’dan belki de Türkiye’den ayrılacak olan Define ilerideki üniversite hayatı hakkındaki fikirlerini henüz tamamen açıklamış değildir. Fakat bir ata sözü vardır… “Her yiğidin gönlünde bir arslan yatar” diye… Define’nin arslanı da İ.T.Ü. Mimari imiş. İki erkek bir de kız halası olan arkadaşımız yeğenlerini çok sever ve hep onlardan bahseder.
Define’nin bütün arzularının gerçekleşmesi ve tüm mutlulukların onunla olması dilekleriyle
  2857 MANOLYA TOKALI
2857 Manolya Tokalı Kamelya’m! güzel kuşum… İşte tatlı gülücüklü Manolya’ya ithaf ettiğimiz şarkı… Onun hangi yönünden bahsetsek ki… Üstün çizim yeteneğinden, açtığı sergilerden kazandığı ödüllerden mi, etkileyici konuşması ile edebiyat ve sosyoloji hocalarının gözdelerinden olup, yazılı attırmada Esra’nın yanıbaşına öne sürülmesinden mi, yoksa uyku ve yemeğe olan düşkünlüğünden mi… Ne yazık ki bu sevimli arkadaşımız, derslerde Canan’a anlata anlata bitiremediği, bu arada konuşmaları yüzünden sık sık hocaların özellikle Bahattin Bey’in ihtarlarına maruz kaldığı bürosu yüzünden yıllardır başarı ile süren öğrenim yaşamı 1. dönemde sekteye uğramıştır. Bu arada Nuri Turan’ın Manolya’ya olan sempatisini ve takılmalarını, şirin ve egzantrik benzetmelerini (şemsiye) belirtmeden geçemeyiz. Haa… bir de Canan’ın maceralarını anlatmasını bıkıp usanmadan büyük bir sabırla dinleyen, zaman zaman onun ağzından laf alabilmek için kendisini acıktıracak kadar çaba sarfetmek zorunda kalan Manolya’yı bu özelliğinden ötürü sabırtaşına benzetmemek elde değil.
Hani insanı bazı sözlerle güldüren, ara sıra ağlatan, denize ve çocuklara aşık olan, tatlı diliyle sizi kolayca kandıran, Pazar günleri bütün gün uyuyan, I’m sailing şarkısına beslediği aşırı sevgiden ötürü diğer sınıflardan aldığı kitapların arkasına sözlerini karalayan arslan burcunun (!) kalitesini şiddetle savunan…İşte öyle bir kız!!!
  2867 TÜLİN ALAYBEYOĞLU
2867 Tülin Alaybeyoğlu Dur bekle, şimdi geliyorum…
– Aaa!… Ayçe bak ablam gelmiş.
Yıllar sonra bile bu sözleri işittiğimizde aklımıza gelecek ilk kişi sen olacaksın Tülin… Vallahi nasıl anlatsak bilimum güzelliğini, tatlılığını, zarifliğini. O cana yakın gülüşün dişlerindeki tellerin çıkması ile büsbütün hoşlaştı hani…  Alain Delon senin gibi cici bir kızın delicesine hayranı olduğunu bilse, ilk uçağa atlayıp seni görmeye gelirdi herhalde…  – Çocuklar bu leblebi nerden geldi?  – Hayırdır inşallah!!
– Nee! Tülin Çorum’dan mı getirmiş, hadi canım sende!  – Neyse gözümüz aydın olan oldu sonunda!%?)
!! Puff… Ya bu garip sesler nereden geliyor, garanti Tülin’in o taraflarındandır… Gene Ayşe’nin o soğuk esprilerine mi gülüyorsun. Hadi hadi hocalara yakalanmadan paçayı kurtardın… Hatta bu yüzden teşekkür hakkını bile kaybedecektin…  Fakat şurası gerçek ki Ayşe ile birlikte geçen o güzelim lise yılları ileride sana bizi de hatırlatacak…  İlerisi için sana ne diyelim? Ha ne dileyelim…? mutluluk, başarı ve sağlık dolu günler… Üniversite hayatında da İstanbul’u fethetmek dileklerimizle…
  2869 ESRA SARAÇ
2869 Esra Saraç Mavi mavi gök masmavi, mavi mavi gülen gözlerin hani?… İşte sınıfımızın medar-ı iftiharı ESRA’mız…
Çalışkandır, güzeldir, iyi kalplidir, arkadaş canlısıdır ve hemen hemen her alanda başarılıdır, öyle ki Esra, adeta ikinci bir hocamızdır.
Sınıfımızın yatılı kızlarından olan bu arkadaşımız 3/E’nin sanki nazar boncuğudur. Sınıf içerisindeki güleryüzü, kendine özgü telaşı ve lafını esirgemeyen paldır küldür konuşmalarıyla, tüm çevresindekilerin sonsuz sevgilerini kazanmıştır.  Zonguldaklıdır ESRA ve memleketini öylesine sever ki hiç bir kötü söz söyletmez, ne memleketi, ne de Zonguldakspor hakkında…
Dostluğa oldukça önem veren bu arkadaşımızı, yine kendisi gibi yatılı olan Fatoş’tan ayrı göremezsiniz pek… Çalışırlar, dertleşirler, birbirlerinin sevinç ve üzüntülerine ortak olurlar… Esra, sınıf içinde sevildiği kadar tüm 3/E sınıfını da seven gerçek bir arkadaştır, öyle ki sınıf maçlarında en çok sesi çıkan ve doğal olarak sesi kısılan kişi Esra’dır.
İşte, sınıfımıza tüm yatakhane espirilerini getiren, yazılıların arttırılmasında oldukça başarılı olan, arkadaş canlısı, sarışın mavi qözlü meleğimiz budur…
Gerçekten, iftahar edilmeye layıksın sen ESRA. ZANNEDİYORUZ, GELECEK TÜM İDEALLERİNİ GERÇEKLEŞTİRECEKTİ R…
  3058 HAKAN ALTANAY
3058 Hakan Altanay Sınıfımızın en arka köşesinin as elemanıdır HAKAN… Sınıftaki yerinin tapulu malı olmamasına rağmen öylesine benimsemiştir ki yerini, adeta evindeymişcesine rahat hareket etmekten kendini alamaz.
3/E’ye bu sene transfer olmasına karşılık varlığını oldukça kabul ettirmiştir.
Konuşmayı fazla sevmeyen Hakan, bu özelliğini sözlülerde dahi azimle devam ettirmesini bilen nadir kişilerdendir.
Bu arkadaşımızın, nedenini bir türlü anlayamadığımız bir niteliği de, dersleri sınıf dışından izlemesidir.
Gerçekten değişik bir kişiliği vardır Hakan’ın; bu nedenle o’nu anlatabilmek çok güç… Yine de biz onun yaşamı boyunca başarılı olmasını diliyoruz.
MUTLULUKLAR HAKAN
  3101 UFUK ÖZCAN
3101 Ufuk Özcan Sınıfımızın güler yüzlü ve neşeli üyelerinden biridir Ufuk. Genellikle bütün esprilere güler, bazen de espiri yapar. Sınıfımıza gelmeyi biraz geç akıl ettiğinden listenin en sonunda yer alır. Numarası 3101 dir. Bu yüzden isminin okunması için bütün listenin okunmasını beklemek zorundadır. Derslerini herşeyden üstün tutar. Çok ders çalışır özellikle tenefüs aralarında! Geceleri çok ders çalıştığından genellikle uykusuz, mahmur bir görünüşü vardır. Güzel ve ilginç İngilizcesiyle sınıfımızın ilgisini çekmiştir. Çabuk ve muntazam konuşur. İyi not alınca hemen bunu kutlamak ister yani zamanına göre eğlenmeyi sever. Soğukkanlılığı ve kararlı davranışlarıyla tanınır. Görünüşü minyondur. Ama yüz ifadesi ve davranışları görünüşünün tam zıttır. Olgun ve gerçekçidir. Kısacık saçları ve esmer simasıyla tüm görünüşü kendisine oldukça sevimli bir görünüm kazandırır. Samimi bir arkadaştır. Müzik dinlemesini sever. Bazen bunları taklit etmeye çalışır fazla başarılı olmasa bile dinlenebilir bir müzisyendir. Bütün vasıflarıyla herkesin sevgisini kazanmış bir kişidir. Geleceğin bu sevimli doktoruna ömürboyu mutluluk başarı ve en güzel şeylerin kendisinin olmasını temenni ederim.